29 Eylül 2015 Salı

Kaç türlü dil vardır?


Kaç türlü dil vardır?
(Dil)i, değişik özelliklerine göre genel olarak nasıl sınıflandırabilirsiniz?
I- DOĞAL BAKIMDAN:
1-   Doğa dili
2-   Hayvan dili
3-   İnsan dili

II- TEKNİK BAKIMDAN:
1-   Hareket dili
2-   Konuşma dili
3-   Yazı dili

III- COĞRAFYA BAKIMINDAN:
1-   Yabancı dil
2-   Milli dil

IV- TARİH BAKIMINDAN:
1-   Ölü dil
2-   Canlı dil
3-   Uygarlık dili

V- ANLATIM DÜZEYİ BAKIMINDAN:
1-   Günlük dil
2-   Halk dili
3-   Elit dili

VI- ANLATIM BİÇİMİ BAKIMINDAN:
1-   Bilim dili
2-   Sanat dili
3-   Teknik dili
4-   Kitlesel haberleşme dili:

  •  Basın dili
  •  Radyo-Televizyon dili
5-   Edebiyat Şiir dili
6-   Müzik dili
7-   Mekanik dil

VII- DİL BİLİM BAKIMINDAN:
1-   Benzer dil
2-   Devrik dil
3-   Analitik dil
4-   Sentetik dil.

http://www.turkcede.org/turk-dili/732-dilin-turleri.html
*

DOĞAL BAKIMDAN “ DİL” İ NASIL SINIFLANDIRIYORUZ?
 Cansız tabiatın ve canlıların hem birbirleriyle, hem de kendi aralarında, devamlı ve çok yönlü ilişkisi vardır. Bu ilişkilerin süregeldiği alana bildirişim düzeyi diyoruz. Bu alanda bir anlatım aracı olan dili, doğal bakımdan üç sınıfta inceliyoruz:
1) Doğa dili; doğanın, evrenin ve eşyanın, insan zekası tarafın­dan algılanmasına, anlaşılıp hissedilmesine araç olan doğal bildirişim­lerdir. (Göklerin dili, ağaçların dili, denizlerin, toprağın dilleri, v.b. )
2) Hayvan dili; hayvanlar arasındaki bildirişimlerle ilgili işaret sistemleridir. (Zoosemiyotik)
3) İnsan dili; bir gramer sistemine bağlı olarak insanın düşünce ve duygularını ifade etmesine yarayan hareketli, sesli, sözlü, yazılı işaretler sistemidir.

 TEKNİK YÖNDEN DİL KAÇA AYRILIR?
 Dil dediğimiz, bildirişim ve anlatım aracını, işaretlerin yapısı, biçimlendirilmesi, kısaca ifade tekniği bakımından üç bölümde kontrol edebiliriz: -
 1) Hareket dili; insanın, genellikle, başkalarına bir şey anlatmayan doğal hareketlerinin dışında kalan, işarete (— anlamlı ifade) ye yönelmiş, bilinçli ve sınırlı hareketleridir. Bunda harfler, sözcükler, ya da bunların bilinçli çağrışımları; kopyaları yoktur: Hareket dili adeta klişe cümlelerle örgütlenmiştir. Bu bakımdan hareket dilini, sağır dil­sizlerin “parmak işaretleriyle konuşmak” biçiminde, bilinçli olarak harf harf, kelime kelime düzenlenmiş, öteki hareket dilleri ile karıştırmamalıyız. Çünkü bu ikinciler, aslında varolan bit dilin, sesli ve yazılı dilin şifrelerinin biçim değiştirerek kopya ve taklit edilmesinden oluşmuşlardır. Gerçek hareket dilinin kendine özgü bir yapısı ve derin psişik ve sosyal, zihinsel ve sosyo-kültürel, gizli birikimleri vardır.
Hareket dili, öyle anlaşılıyor ki ilk insanların uğultulu, homurtulu, inlemeli, haykırışlar, ya da sükun ifade eden “ sesleniş”lerine arkadaşlık eden ilk ve en ilkel dili idi.
2) Konuşma dili: Konuşma, insanın, düşündüklerini, sesli, sözlü belirtilere bağlama yetisini, dil aracılığı ile belirli, bilinçli bildirişim biçimleri ve dinamik bir mekanizma içinde kullanmasıdır. Şu anlamdaki “konuşma”, sesli bir “düşünme”dir. Konuşma dili, düşüncedeki içerik­leri, sistemli, uyumlu ses kalıpları halinde düzenleyip, bildirişime, anlatıma araç olur.
3) Yazı dili; yazı, düşünülenlerin dil aracılığı ile anlatım ve bildirişiminde yararlanılan resimsel çizgiler, sistemli ve uyumlu yapma işaretlerdir. Yazı dili, konuşmanın maddesel kalıplara dökülmüş biçimidir.
Bilinen en eski yazısı olan en eski diller Sümer (MÖ. 3500 )., Akad (MÖ. 4000), Mısır (MÖ. 4000 Y ve Çin (MÖ. 2000), dilleridir.
Yazının bulunup kullanılmaya başlamasından sonradır ki,. dil, işlenmiş ve oluşmuştur. Bir bakıma yazı, dilin gözler önüne serilmesine, somutlaşmasına, ele avuca. alınmasına sebep olmuştur: Yazı dili, konuş­ma diline oranla daha nesnel, daha maddeseldir. Bu niteliği dolayısıyla yazı dili, edebiyatın, şiir, hatta resim sanatının başlangıcı sayılmalıdır.

COĞRAFYA, DİLDE NASIL BİR AYRIMA SEBEP OLUYOR?
Coğrafya, dilde milli dil, yabancı dil ve azınlık dili ayrıcalıklarını sınırlayan etkendir. Buna göre:
1) Belli bir toplumun, belirli bir coğrafyaya yerleşmesi, orayı bir ülke, yurt, vatan haline getirir. Ve bu ülke üzerinde yaşayan topluluk kendisine özgü, özel gramer kurallarına bağlı özel işaretler sistemi olan kendi milli dilini konuşur.
2) Ülke coğrafyasının sınırları dışında kalan toplulukların konuştuğu diller ise genellikle, yabancı dillerdir.
3) Her iki biçimde de dutuma ters düşen grupların konuştuğu dillere azınlık dili demek gerekmektedir.

 DİLLERİN SINIFLANDIRILMASINDA TARİHİN OYNADIĞI ROL NEDİR?
 Tarih, dilin doğuşunda, gelişmesinde ve oluşumunda son de­rece etken rol oynamaktadır.
Sosyo-ekonomik ve siyasal, kültürel sebepleri içinde saklayan tarih, bu nedenlerle gelişen, ya da yıkılan toplumları sıralamaktadır. Bili­nen tarih yazı ile başladı. Belgesel tarih yazı dilinin eseridir. İşte bu tarih bize bazı toplulukların dilleri ile birlikte göçüp gittiklerini anlatmaktadır. Bazan da topluluklar dil değiştiriyorlar.
Bütün bu olgulara dayanarak tarih içinde dilleri zaman bakımın­dan bir ayrışıma tabi tutabiliyoruz.
Bazı istatistikler. 2500 3500 kadar dil saymışlardır. Bunlardan 20-25’i önemsenmektedir.
Bilinen diller arasında tarih bize şu sınıflandırmayı yapmak olanağını veriyor:
1) Ölü diller: Bunlardan sınırlı olarak belgesel yarar sağlanabildiği halde bugün artık konuşulmaz olmuşlardır. (Latince gibi).
2) Canlı (yaşayan) diller: Bu sınıfa, günümüzde kullanılan bütün diller girmektedir.
3) Uygarlık dilleri: Geçmişte ve günümüzde belli bir toplumun dilinin, kendi ülkesinin sınırlarını aşarak bilim, sanat, teknik ve tüm kültür alanında önemli etkiler yapması halinde o dilin bir uygarlık dili niteliğini kazandığını görüyoruz. Tarih bize bir dilin çok geniş ve yabancı alanları etkileyebilmesi için sadece askeri kudretin yetmediğini, o dil aracılığı ile yüksek uygarlık değerlerinin de yayılması gerektiğini göstermektedir. Günümüzde bilim, teknoloji, sanat, kültür ve uygarlık yayan diller kitle haberleşme araçlarıyla daha etkili roller oynamaktadır.

*

ANLATIM DÜZEYİ BAKIMINDAN DİLLER NASIL AYRILIR?
Anlatım ve bildirişim, kısaca haberleşme (komünikasyon) düzeyleri toplum içinde farklılıklar gösterir. Grupların, mesleklerin, zümrelerin, sınıfların ve kitlelerin kendilerine özgü, ortak düşünce dil ve sembolleri vardır.
1 Günlük haberleşme ihtiyaçlarını karşılayan, genellikle geniş bir alanda ortak kalıplarla işleyen günlük konuşma dili,
2 Toplumun çok büyük çoğunluğunu, hatta tamamını içeren halk dili,
3 Yüksek kültüre, bilime ve sanata dayalı seçkinler dili (bilim dili, edebiyat dili, şiir dili vb.)

ANLATIM BİÇİMLERİNİN ÖZELLİKLERİ, DİL SINIFLANDIRMALARINA NASIL BİR PLAN GETİRİR?
Anlatım biçimlerindeki, yani bildirişim (haberleşme) modellerindeki ayrıcalıklar, özel komünikasyon alanları, dilin kullanılışında şöyle bir şemayı meydana çıkarmaktadır.
1 Bilim dili:
Her bilimin kendi disiplini içinde kullanılan kavramlar, terimler, kalıplarla örgütlenmiş işaretler ve semboller sistemi.
2 Sanat dili
Güzel sanatların her dalında konu ile ilgili ortak bildirişim ve anlatım aracı. Kuralları, ritimleri, ilkeleri, teknikleri, sembolleri kapsayan, örgütlenmiş haberleşme.
3 Teknik dili:
Gün geçtikçe gelişen teknolojinin bilimden ve uygulamadan, aldığı, durmadan zenginleşen mesleki ifade ve ortak iş aracı.
4 Kitlesel haberleşme dili:
Kile haberleşme araçları dediğimiz basın, radyo, televizyon, sinema, v.b. bir kaynaktan geniş alıcı kitlelere yayılan mesajları gönderirken kendilerine özgü, teknik dil kullanırlar. Daha doğrusu konuşma, yazı ve hareket dillerinden çoğu zaman birlikte yararlanırlar ve bunlara kendi teknik olanaklarıyla özel katkılarda bulunurlar:
1- Basında gazete, dergi ve afiş vb. yazı dilini haber, yorum, düşünce kanallarından geçirirken, tespit edilmiş hareket dili olan fotoğraftan da yararlanarak, konuya ve yapmak istediği etkiye göre değişik harf ve yazı biçimleriyle özel bir görüntü tekniği içinde (mizanpaj) sunarlar. Böylece çok ve çeşitli konuların, önem sıralarına göre değerlendirilip, ölçülüp biçilerek, haber, görüş ve yorumları en etkili biçimde yığınlara ulaştıracak yazı biçimleri, harf büyüklükleri, etkili başlıklar, flâş cümleler, özet kalıplar, sloganlar, resim, fotoğraf ve karikatürlerle bir gazete sayfası, ya da bir dergi kapağı adeta sentetik bir dil meydana getirirler. Bir gazete sayfasının tüm öğelerinin birlikte ve bütün olarak konuştukları ayrı dil vardır.
Bildirişim modellerini incelerken göreceğiz; basında verici uç (kaynak), alıcı yığınlara doğru, açabildiği kadar mesaj kanalı açarak bunları kodlar, şifreler (yazı, yazı tekniği harf biçimleri, sayfa ve başlık yapısı, mizanpaj, renk). Alıcı yığınlar bu kodları çözerek kullanılan dil aracılığı ile verilmek isteneni almış olurlar, Burada basın dilinin (verici) ile (alıcı) arasındaki ortak kalıplar, ortak izafet çerçeveleri, ortak kelimeler, sınırlı bir bildirişim düzeyi ve anlaşılır, anlamlı haberleşme biçimleri bakımından ne derece önemli ve dikkat isteyen bir dil olduğunu hatırlamak gerekir.
2- Radyo, televizyon ve sinema, dilin tüm olanaklarından modem biçimlerle yararlanırlar. Konuşma ve yazı diline hareket, müzik, ses görüntü, olay, belge katmak suretiyle sinema ve televizyon sentetik bir dil oluşturmaktadır. Radyo ise konuşma dilini, konuşma biçimi, akustik, ses kanalları, imaj yaratıcı tekniklerle ve yardımcı öğelerle (müzik, olay, vs.)destekleyerek dilin psikolojik ve sosyal, kültürel özelliklerinden yararlanarak ayrı bir dil biçimine doğru geliştirir.
5 Edebiyat, şiir dili:
Dil, her şeyden önce, bir düşünme, konuşma ve yazma aracıdır. Dili, “anlatıma, bildirişime yarayan yapma işaretler sistemidir” diye tanımlamıştık. Dil bu hali ile tam bir araçtır. Bir eylemdir.
Dilin bir eylem, bir araç olmaktan çıkıp bir sonuç, bir amaç haline getirilmesine edebiyat diyoruz. Edebiyatta ve tüm edebiyat sanatlarında (düz yazı, şiir, tiyatro, roman) dil, bir aracı, bir kanal değildir artık. Edebiyatta dil, nesnel bir değer kazanır. Biçim alır, maddeleşir, resim, heykel, müzik, mimari gibi somut bir eser haline gelir.
Bu, artık sanatın ritim ve yasalarına tabi olan ayrı bir dildir.
Edebiyat nedir? konusunu incelediğimiz zaman daha ayrıntılı olanak kaydedeceğimiz özellikler vardır. Şimdilik Jean Cocteau’nun bir sözü ile yetinelim: “Şiir dili öyle ayrı bir dildir ki, başka hiç bir dile çevrilemez, hatta yazıldığı dile bile... “
6 Müzik dili:
Müzik dili derken, özel işaretlerle (nota) ses haline, dönüştürülen bir bildirişim anlatılmaktadır. Burada ses, ya da nota, duyguların (ya da çok soyut düşüncelerin) iletişiminde sistemli, yapma işaretler niteliğindedir. Bu anlamdaki müzik dilini, sözlü müzikteki yazı dili ile karıştırmamak gerekir. Şüphesiz bu ikincisinin de düz yazıdan, hatta şiirden farklı bir yanı vardır. (Edebiyat cümlesinin, müzik cümlesine ritim, anlam ve gramer bakımından uyum sağlaması) gibi. Müzik cümlesi deyimi ile seslerin sağlam ve müzik kurallarına bağlı özel bir sıra içinde birleştirilmesi kastedilmektedir.
7 Mekanik dil (kompüter dili)
Kompüter, elektronik bir araç olarak, (bilgi işlem) programları bakımından mekanik harf ve sembolleri kullanmak suretiyle yeni bir (teknik dil) geliştirmektedir. Makineye verilen emirleri düzenleme (bireşimli dil, çıkış dili, gerçekleştirme dili, işlem dili, kaynak dil, sembollü dil) gibi terimlerle çalışma sonuçlarına ulaşır. Beslenen mekanik hafıza istenen sonuçları hesap ve şema teknikleri halinde aktarır.
http://www.turkcede.org/turk-dili/768-dil-nedir-anlatim-duzeyi-bakimindan-diller.html
*
DİL BİLİM BAKIMINDAN DİLLERİ NASIL AYIRABİLİRİZ?
Dillerin yapı özellikleri, tipoloji açısından yapılan sınıflandırmalarda rol oynamıştır. Genel dilbilgisine ışık tutan mantık prensiplerinin esas teşkil ettiği bu sınıflandırmada özellikle iki ayrım yapılabilir:
1- Benzer Diller
Sözlerin ve fikirlerin doğal sıralanışına göre benzerlik gösteren dillerdir. Fransızca ile İspanyolca’nın benzerliği gibi.
2- Devrik Diller
Bunlarda söz ve fikir akışı paralelliği bulunmaz.
Bu açıdan özel unsurlar katkısıyla gelişen Analitik dil ve iç değişikliklerin gramatikal ilişkilerini belirleyen sentetik dil ayrımı da yapılmıştır.
Bunlardan başka tarihsel kökler bakımından da bazı ayrımlar yapılmaktadır.
http://www.turkcede.org/turk-dili/778-dil-nedir-dil-bilim-bakimindan-dilleri-nasil-ayiririz.html
*
1- Benzer dil: Bir dilin başka bir dile benzerlik göstermesine benzer dil denir.
2- Devrik dil: devrik cümlelerden oluşan dildir
Analitik dil: Çözümlemeli dildir.
Sentetik dil: Bileşimli dildir.
http://ozde.copatlamaz.com/2015/02/dil-lisan-acaba-dil-veya-diller-nasl.html
*


  


Test
*





Ek Okuma




Dillerin sınıflandırılması
Doğal diller

Beyinde dil sürecinde devreye giren kısımlar
İnsanlar tarafından konuşulan bir dil veya tarihi ve art zamanı bulunan bir dil olan işaret dili Linguistik çerçevesinde doğal dil olarak tanımlanır. Bilişimsel dilbilim içerisinde “doğal bir dilin” karakteristik özelliği, dilsel bir konuşma sistemi yeterliliği ve dilsel ifadeleri benimsemek olarak tanımlanır. Bu ifadeler tam bir cümleden oluşmalıdır ve tek bir cümleden birçok anlam çıkarılmalıdır. Bunun yanı sıra “doğal dilleri anlama” ve “karşılıklı ses verme” arasında fark vardır. Her bir sözcüğün ve tonların anlaşılması sınırlıdır.
Dilin ve dil kullanımının bütün yönleriyle ve tek tek somut diller ile uğraşan bilim dalı Linguistik veya dilbilimdir. Bunun yanı sıra, genel dilbilim insana özgü dilleri bir sistem olarak araştırır, ayrıca dilin genel ilkelerini, kurallarını ve koşullarını araştırır. Uygulamalı dilbilim, dilin somut kullanımı bağlamında ortaya çıkan konuları ele alır. Tarihsel dilbilim, dillerin tarihsel gelişimini ve genetik akrabalıklarını araştırır, bunu genel anlamda dil değişimi gibi tek tek dillerin öğelerinin tarihini göz önünde bulundurarak yapar. Karşılaştırmalı dilbilim, diller arasındaki farklılıkları ve ortak özellikleri araştırarak elde eder ve bunları belirli kriterlere göre sınıflandırır. Ayrıca dil önermelerini yani bütün dillerde veya birçok dilde ortak olan özellikleri araştırarak ortaya çıkarmaya çalışır.
Doğal diller, özellikle yapısal ve sözcükle ilgili anlaşılmazlıklar ve belirsizlikler bakımından doğal olmayan dillerden farklıdır. Bu doğal olmayan dillere programlama dilleri örnek gösterilebilir. Böyle bir tanımlamaya göre Esperanto gibi yapay diller doğal olmayan dil olarak sınıflandırılır, çünkü bu gibi dillerin bağımsız tarihi bir gelişimi söz konusu değildir. Doğal diller de yapay diller de jest, mimik ve iletişimdeki ton değişimleri için ses melodisi gibi aksan ve şiveleri kullanır.

Dilbiliminin içinde, dilin özel yönleriyle uğraşan çok sayıda büyük ve küçük alanlar vardır. Bunlar; dil ve düşünce, dil ve gerçeklik veya dil ve kültür arasındaki ilişki ile sözlü ve yazılı dillerdir. İnsanlığın ana dili üzerine varsayımlar özellikle kurgusaldır, söylentiye dayanır; bu paleo dilbilim alanın araştırma konusudur. Dilin kullanımı, kural değeri taşıyan bakış açıları altında sözlüklerde (imla kılavuzlarında, yazı biçimi sözlüklerinde) ve dil bilgisi kullanımlarında tanımlanır.
Belirli dilbilimsel alanların yanı sıra, dilin etkisini, yaratıcı gelişimini ve anlamını yoğun olarak özellikle açıklayan bilimsel alanlar vardır. Bu alanlara; söz sanatlarını inceleme bilgisi (retorik), edebiyat bilimi, hem felsefenin hem de dilbiliminin alt alanı olarak dil felsefesi ve etnoloji dâhildir.
Biçimsel diller
Doğal dillerin aksine biçimsel diller mantık ve kitle öğreniminin araçlarıyla tanımlanabilir (temel ifadelerin sayılabilir çokluğu, düzyazı kuralları, biçim olarak güzel ifadeler). Biçimsel mantığın tanımlama ilkeleri de doğal dilleri kullanır; bu alandaki öncü çalışmaları Amerikan Mantıkçı Richard Montague yapmıştır. Tamamıyla bir yeniden oluşturma elbette mümkün değildir. Çünkü mantık da doğal dillerden türemiştir. Sonuç olarak doğal dillerdeki her şeyi kararlaştırmak zorundayız (Ludwig Wittgenstein).
Tek tek diller
Dil, özel anlamda Almanca, Japonca veya Svahili dili (asıl adıyla Kiswahili, Doğu Afrika'da kullanılan bir dildir) gibi belirli tek tek dilleri belirtir. İnsanlığın sözlü dilleri, dil aileleri içerisindeki genetik akrabalıklarına göre sınıflandırılır; bu sınıflandırma dil kodlamaları aracılığıyla her ayrı dile göre uluslar arası alanda ISO 639”a göre yapılır (ISO=Uluslararası Standart Organizasyonu 639 standartlarına göre). 2005 yılında yayımlanan “National Geographic” dergisine göre dünya genelinde 6912 dil aktif olarak kullanılmaktadır. Fakat günümüzde var olan aşağı yukarı 6500 dilin neredeyse yarısından fazlası yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır, çünkü bu diller artık ya hiç konuşulmuyor ya da artık yeni nesillere aktarılmıyorlar. Bu durum muhtemelen, günümüzde halen var olan dillerin büyük bir kısmının önümüzdeki 100 yıl içerisinde yok olmasına sebep olacaktır. Toplum, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan dillerle ilgilenmeyi ve insanlığın mirası kabul edilen bazı dilleri belgelendirmeyi destekliyor. Ayrıca bu dillerin, üzerinde çalışılan özellikleri vasıtasıyla sınıflandırılmasını da destekliyor.
Dil yaşayan bir canlıdır. Dil doğar, zaman içerisinde değişir ve tekrar yok olur gider, ama bu yok oluş biyolojik anlamda değildir, aksine gelecek kuşaklara aktarılma anlamında bir yok oluştur; burada canlı olma, işlevlerin çeşitliliği için mevcuttur. Günlük hayatta artık kullanılmayan yani ölü diller olarak kabul edilen diller kendi yerlerini alan dillerde izlerini bırakırlar; örneğin Roman dillerinde (İtalyanca, Fransızca, Rumence vb.) ve diğer başka dillerde de çoğunlukla dilsel ifadelerin alınması yoluyla Latincenin izleri görülür.
Diller, kökenlerine göre etnik diller ve yapay diller diye sınıflandırılırlar. Bir etnik dil veya halk dili, örneğin bir kök dil Peru ve Bolivya arasındaki Titikaka (Titicaca) gölü kıyısındaki “Aymara” olabilir. Örneğin bir yapay dil ise Martin Luther tarafından yapılan İncil çevirisi zamanındaki Almancadır, çünkü ondan önce çok sayıda, tamamen farklı Almanca kök diller vardı ve bu kök diller de kelime dağarcığında birçok farklılıklar gösteriyordu. En çok tanınan, kendine özgü ve çok yaygın bir yapay dil örneği Esperantodur ama Esperanto dünya dili olarak kabul edilmeye henüz çok uzaktır. (Orijinal adı “Lingvo Internacia” olan “Esperanto”, kendini “Dr. Esperanto” olarak tanıtan Polonyalı göz doktoru “Ludwik Lejzer Zamenhof” tarafından, farklı dilleri konuşan kişiler arasındaki iletişim zorluklarının, öğrenilmesi kolay bir ortak dil ile aşılabileceği düşüncesiyle 1887 yılında üretilen bir yapay dildir.)
Konuşulan diller
Konuşulan diller, var olan bir dilin sözlü ifadelerinin bütünüdür. Konuşulan dillerin yazılı dillerden farklı olarak görsel ve el ile oluşturulmuş işaret dili ve konuşma dışı iletişim (Parasprache) gösterilebilir. Konuşulan diller insanlığın dilinin ilk ve temel biçimidir. Bazı kültürlerde yazı dili geçmişte yoktu ve hala da yok.
Konuşulan diller kendiliğinden ve özgür biçimde ifade edilen konuşmalardır. Bu konuşmalar düzenlenmemiş ve gözlemlenmemiş iletişim durumlarıdır ve bu konuşmalar iki veya daha fazla konuşmacı arasında gerçekleştirilir. Bu durum yazılı olarak önceden ifade edilen konuşmalarda hariç tutulur. Konuşulan dillerin özel oluşum durumları, kısıtlı normalleştirmesinin yanı sıra konuşmanın duruma bağlılığına, etkileşimliliğine ve az da olsa işleme zamanına aittir. Konuşulan dillerin özelliklerine elips oluşturma da dâhildir. Bu sözdizimsel olarak tamamlanmamış cümleler anlamına gelmektedir. Ayrıca ünlemlerin kullanımını ve dinleyici ve konuşmacı işareti gibi sınıflandırma işareti olarak adlandırılan farklı düzeltilmiş olguları da ifade eder.
Yapay dil
Diğer birçok dilin aksine yapay diller kaynağı belli olan dillerdir. Yapay diller, o dili oluşturan kişi ya da komisyonun adı bilinir olan dillerdir. Yapay dillerin dil bilgisi yapıları tarihin akışı içerisinde insanların günlük kabulleri ya da yönelimleriyle belirlenmiş ve tamamen insan eliyle yapılandırılmış olan dillerdir. Örnekler: Esperanto, Elfçe, Kiril Türkçesi, İdo dili, Kotava, Toki Pona,Torozek,Futsch,Apotamkin.
Halk dili
Halk dili bir halkın her yerde konuştuğu dile verilen isimdir. Halk dili, eski bir dil biçimi veya dinde, bilimde veya sahnede kullanılan bir yabancı dildir. Bu durum birçok kültür çevresinde eskiden de böyleydi, bugün de böyledir.
Halk dili terminolojisine dair
Halk dili kısmen ülke diline ve ana dile anlamca yakın kullanılır. Halk dili kavramı öncelikle şu şekilde ortaya çıkmıştır: Yöresel dil yabancı bir dile karşı oluşur veya halk dili “daha düşük bir dil seviyesi” bağlamında yüksek dil seviyesinden ayrılış olarak görülür. Halk dili özellikle dinin ve bilimin dili olarak görülür.
Halk dillerinin rolü
Orta ve Batı Avrupa’da ayrı ayrı halk dilleri yüzyıllar boyunca dini ayinlerin ve edebiyatın dili olan Latince karşısında ortaya çıkmıştır. “Şarlman” (Karl der Große) zamanında Almanca, inançların arabuluculuğu için halk dili olarak büyük anlam kazandı. Ayrıca Martin Luther’in İncil çevirisi de bu amaca hizmet etmişti, çünkü bu İncil çevirisi de konuşma dilinden basit bir aktarım değildi. “Halk dillerine yönelmede”, Yeni Çağ’ın başlarında bütün Avrupa’da gözlemlenen bir eğilim söz konusudur.
Halk dilinin diğer safhaları
Helenizm çağında Yunan dili Koini’nin yanı sıra başka birçok halk dili ortaya çıkmıştır. (Koini, Helenistik Dönemde Attik Diyalekt'ten sonra gelişmiştir. Koini ayrıca Yunanistan dışındaki bölgelerde de kullanılmıştır, bu yüzden de sadece Yunanların değil, Yunan olmayanların da kullandıkları bir halk lehçesidir. Aynı zamanda Koini, Romalıların Yunanlarla anlaşmak için kullandığı lehçedir.)
Hindistan’da halk dilleri kutsal Sanskritçeden oldukça uzaklaşmıştır.
Arapça yazı dili sadece camilerde, yazışmada ve uluslararası alanlarda kullanılır. Arap yazışma dili, Arap halk dillerinin farklı türlerinden belirgin bir biçimde ayrılmaktadır.
Eski Doğu’ya ait Hıristiyanlar günümüzde hâlâ dini ayinler için İsa tarafından konuşulan Süryanice (Aramice ya da Aramca) dilini kullanmaktadırlar.
Avrupa’nın kültür ve yazışma dilleri, sömürgecilik sonrası Afrika’da, yöresel halk dillerinin yanı sıra ve hatta bu halk dillerinin üzerinde resmi dil olarak büyük ölçüde kullanılmaktadır. İngilizce, Fransızca, Portekizce gibi.
Yazı dili
Yazı dili, resmi olarak tespit edilmemiş bir işaretler sistemini belirtir. Ancak yazı dili özel kurallara uyar ve yazı dilinin bir yazı sistemi mevcuttur.
Yazı dili metinlerde kendini gösterir. Yazı dilinde en başta daima sözcük, düşünce ve kesinlikle ulaşılabilir bir fikir yer alır. Oysa yazı dilinde fiziksel durumda; yazı araştırmalarının belgeleri, evrakları vb. hizmete sunulur.
Halk diline özgü yazı kültüründe 13. yüzyıldan bu yana şehir kültürünün gelişmesiyle belirgin bir canlanma yaşanmıştır. Bu canlanma sadece soylular ve din adamlarına değil, aynı zamanda da diğer toplumsal sınıfların da yazı diline geçişlerini mümkün kılmaya yardımcı olmuştur. 14. ve 15. yüzyıllarda kavramsal olarak sözlü konuşmanın işaretleri giderek ortadan kaybolmuştur. Sözlü dil, kavramsal yazı dilinin ortaya çıkmasıyla ortadan kaybolmuştur. Günümüzde yazı yazanların yazı biçiminde yeniden düzenlenmesinin zamanı için hangi kültürel, sosyolojik ve geçici koşullara bağlı arka plana sahip olduğu çoğunlukla pek önemsenmemektedir. Arka plan bilgisi yazarın niyetini anlayabilmek için çok büyük bir öneme sahiptir. Ayrıca yazım tarzı, yazma aracı gibi “yazının göstergeleri” az dikkat çeker. Daktilo ve bilgisayar gibi aletler konuşma dilinin kayıt altına alınmasını önemli ölçüde kolaylaştırmıştır. Çünkü bunlarla konuşma dili, sözlü ve yazılı olarak kayıt altına alınabilmektedir.
Konuşma dili
Günlük dil veya genel dil olarak da adlandırılan konuşma dili günlük toplumsal ilişkilerde kullanılan standart dil değildir. Konuşma dili bir lehçe olabilir veya konuşma dili standart dil olan yüksek dil ile lehçe arasındaki bir ara durum olarak kabul edilebilir. Özellikle de konuşmacının eğitim durumu, sosyal çevresi gibi sosyolojik ve dini gerçeklikler konuşma dilini etkilemektedir. Konuşma dilsel ifade biçimleri bazen eşanlamlı (sinonim) olarak “halk dilsel” olarak da tanımlanmaktadır. Buradaki halk dilsel ifadesi genel anlamda halk dilini karşılamaktadır.
Konuşma dilinin arka planı
Türkiye çerçevesinden bakıldığında konuşma dili olarak işlev gören standart bir yüksek dil bulunmamaktadır. Türkiye göz önüne alındığında yazı diline en yakın konuşma İstanbul Türkçesi olduğu için en duru konuşma dili olarak İstanbul Türkçesi kabul edilmektedir.
Dilin bölgesel egemenlik ilişkisinin uzun süredir devam eden tarihi çeşitliliği konuşma dilsel tutumlarda güçlü biçimde izlerini bırakmıştır. Standartlaşamamış olan konuşma dili de bazı tekdüzeliklere mağlup olmaktadır. Bu tekdüzelikler konuşanının diğer konuşanların konumunu belirlemesinde ve onlara uyum sağlamasında ortaya çıkmaktadır.
Konuşma diline dair genel bilgiler
Konuşma dili yüksek dil olarak tanımlanabilen İstanbul Türkçesinden, kamusal konuşmadan, tiyatro oyunundan, şiirden farklıdır. Fakat aynı zamanda da popüler olarak görülen yüksek konuşma dilinin bir ara katmanıdır. Bu popüler yüksek konuşma diline günümüzdeki deneme yazıları, gazete makaleleri, radyo ve televizyon dilleri veya televizyon Türkçesi örnek olarak gösterilebilir.
Konuşmacının kendisi bunu normalde konuşma dili olarak adlandırmaz. Örnek olarak eğer uzman olmayan kişiler teknik dil, tıp dili gibi özel ifadeler ile uzmanlık dillerini doğru kullanamazlarsa bu durum geçerli olmaktadır. Konuşma dili ile uzmanlık dilleri arasındaki tutarsızlıklar tekdüze değildirler. Bunlar daha çok duruma ve bağlama göre değişkenlik gösterir. Belirli meslek guruplarına ait kişilerle uzman olmayan kişiler arasındaki farklı değerler yüzünden kesin ve net olarak tanımlanmış farklılıklar bulunmaktadır.
Örneğin eğer uzman kişi kesin bir teşhis koymuşsa tıbbî bir bulgu bu uzman bir kişi için “negatif”tir. Hasta kişi bunu duyar ve konuşma dilindeki “negatif” ifadesinden, tespit edilen hastalıktan korkar.
Detaylar]
Dilin gelişmesi için geçerli olan dilsel biçim çoğunlukla çıkış maddesidir. Almanya’da Martin Luther’in İncil çevirisi, Birleşik Krallıkta kraliyet ailesinin konuştuğu İngilizce, Fransa’da Paris’te konuşulan konuşma dili, Rusya’da ulusal şair Aleksandr Sergeyeviç Puşkin’in bir eseri ve Türkiye için İstanbul’da konuşulan İstanbul Türkçesi dilin gelişmesine katkı sağlayabilecek örnekler olarak kabul edilebilmektedirler.
Yüksek dil ve konuşma dili
Bir yüksek dilin eğitim, gelişme ve bakım süreci yaşayan konuşma dilinin sürekli bir gözlemine dayanmaktadır. Bu gözlem kültürel kurumlar sayesinde günümüzde birçok ülkede bulunmaktadır. Bu kurumlar bu görevi kendileri üstlenmişlerdir veya devlet tarafından görevlendirilmişlerdir. Ulusal tarihe göre modern ülkelerde yazı dili ve konuşma dili çok farklı biçimde gelişmişlerdir.
Buna göre konuşma dilinin öneminin değerlendirilmesi de farklılık göstermektedir ve yüksek dilin tasarlanması için var olan ilgili kurumların etkisi de aynı durumdadır.
Konuşma dili ve günümüzdeki dil değişimi
Yüksek orandaki değişim hareketliliği, yabancıların diğer ülkelere seyahatleri, kitle iletişimi, elektronik bilgi işlem ve bunlar gibi diğer etmenler günümüzde günlük dilin gelişimini hızlandırmaktadır. Diğer taraftan da televizyonun yerleşik etkileri ve esnek olan lehçe sınırlarının etkileri günlük dilin gelişimini yavaşlatmaktadır. Bir dilin biçimsel tanımlamaları nasıl olsa konuşma diline dayanmaktadır.
Konuşma dilinin etkileri
Özellikle gençlerin dili ve diğer sosyal çevre dilleri yeni neslin konuşma dilini her zaman etkilemektedir. Asıl önemli olan askeri dil, hapishane dili, öğrenci dili, dağcı dili, avcı dili, uzmanlık alanı dili, bölgesel dil, konuşma dili, lehçe ve şiveler gibi özel guruplarda sınırlandırılmış olmasıdır. Günümüzdeki hareketlilik ve kitle iletişim araçları şivelerin ve lehçelerin sayısını sürekli olarak azaltmaktadır. Aynı zamanda konuşma dilsel unsurların bölgesel karakteri de ortadan kaybolmaktadır.

Yazı dili ve konuşma dili arasındaki ilişki
Yazı dili ile konuşma dili arasındaki farklı ilişkiler üç değişik durumda kendini gösterir ve bu üç farklı durumda da yazı dilinin konuşma diline olan bağımlılığı tartışılır.
·         Bağımlılık teorisine dayanan bu yaklaşım yazı dilini ikincil dil olarak yani konuşma diline bağlı olarak tanımlar. Bu noktada yazı dili sadece konuşma dilinin kayıtlarına hizmet eder. Yazı dili kendi ifade biçiminde daima hayalidir, çünkü yazı dili başka bir iletişim aracına hizmet eder. Asıl olarak yazı dili konuşma biçiminde bulunur.
·         Özerk teoriye özgü olan bu yaklaşım, yazı dilini ikincil görev olmaktan kurtardığını ve konuşma diliyle eşit kabul ettiğini ifade eder. Bunun temsilcileri bu görüşü, konuşma ve yazı dilinde dilin iki farklı biçiminin söz konusu olduğunu belirterek savunurlar. Ayrıca yazı dili ile fikir çatışmalarıyla bireylerin anlama kabiliyetinin genişleyeceği görüşündedirler. Bununla beraber bu fikir çatışmasının konuşma dili üzerinde etkileri olabilir.
·         Sınırlandırılmış yaklaşım her iki durumu da hesaba katmaktadır ve hem her iki dil biçiminin de kısmi bağımsızlığını, hem de her ikisi arasında oluşan ilişkileri kabul etmektedir.
“3-aşamalı-tez” olarak adlandırılan bu yaklaşım gitgide önem kazanmaktadır. Bu 3 aşama planlama, belli bir üslupla ifade etme ve üzerinde çalışıp düzeltmektir. Bu yaklaşım daima önem kazanmaktadır, çünkü yazı dilinin dilsel formüllerine göre sorunlar ancak düşünsel planlamalar tamamlandıktan sonra ele alınabilir.
Aynı şekilde zihinsel fikir oluşumlarının tam bir cümle yapısında olup olmadığı veya en azından karmaşık bir sözcük yapısında olup olmadığı güncel olarak tartışılmaktadır, ya da yazı dilinin dilbilgisel formlara hizmet edip etmediği de güncel bir tartışmadır.
İşaret dili
Özellikle dilsiz ve ağır biçimde duyma kaybı olan kimselerin iletişimde kullandıkları kendine özgü, görsel olarak algılanan doğal dil sistemi, işaret dili olarak tanımlanmaktadır. İşaret dili sağır ve dilsizlerce “haptik” anlamı (hareket ve dokunma) el temasıyla algılayarak kullanılıyorsa, buna “taktil” işaret dili denir.
İşaret dili, mimik ve ağzın görünüşüyle mesela sessiz konuşulan kelimelerle ya da hecelerle bağlantılı olarak ve daha çok vücudun şekliyle oluşan bağlamda her şeyden önce ellerle oluşturulan toplam işaretlerden (el kol hareketleri) meydana gelir.
Tarihçesi
Amerikalı “Valeri Sutton” 15 yaşındayken 1966 yılında kişisel notları için bir sistem geliştirdi. Bu kişisel sistemi bale koreografilerini not etmek için geliştirmişti. “Valeri Sutton” Danimarka Kraliyet Balesi”nde alıştırma yapmak için 1970’de Danimarka’ya taşındı. Orada Bournville Okulu’nun unutulma tehlikesinde olan koreografilerini kaydetmek için kendi dans notlarından yararlanmıştır. Bu kişisel sistemin 1973”te yayımlanması ve bale öğrenenler için “DanceWriting” Kursu (Bale vb. öğrenenler için koreografileri not alma kursu), bu not alma tekniğinin Kopenhag Üniversitesi bilim adamları tarafından okunan bir gazete makalesinde 1974 yılında tanınmasını sağlamıştır. İşaret diline yönelik “MovementWriting”in (Hareketlerin yazılması) daha ileri düzeyde çalışılması teşviki, Antropolog Dr. Rolf Kuschel’den ve Lars von der Lieth’ten gelmiştir. İlk olarak Kuschel, Güney Pasifik Okyanusu’ndaki bir adada yaşayan bazı sağır ve dilsiz insanların anlaşmak için kullandıkları işaret sistemini filme almıştır. Bu kişilerin konuştukları dili çözümleyebilmek için yazılı bir notlandırmaya ihtiyaç duyulmuştur. Dr. Rolf Kuschel ve “Lars von der Lieth, Sutton’dan bu filmde gösterilen el hareketlerini not etmesini rica etmişlerdir. Bir işaret dilinin sağır ve dilsiz “bulucusunun” hareketleri yardımıyla elde ettiği bu transkripsiyon sağır ve dilsizlerin davranış dilinin modern zamanda ilk defa kayıt altına alınması olarak kabul edilebilir. Yazı sistemi başlangıçtaki “MovementWriting”ten ayrı olarak sürekli gelişmiştir ve işaretleri tanımlayan bir yazının gereksinimlerine uygun hale getirilmiştir. İşiten Danimarkalıların jestleri ve mimikleri de “SignWriting”in (İşaretlerin yazılması) simgeleri yardımıyla von der Lieth tarafından yürütülen araştırma grubunca kayıt altına alınmıştır.
Valerie Sutton 1975 ile 1979 arası Boston Konsevartuarı’nın dans bölümünde çalışmıştır. Bu esnada “New England Sign Language” (Yeni İngiltere İşaret Dili) araştırma grubuyla bir araya geldiğinde kendi “SignWriting” sistemini daha da geliştirmiştir. Duymayan yetişkinler, “National Theater of the Deaf”in (Duymayanların Ulusal Tiyatrosu) oyuncuları ilk kez 1977’de işaretler dili yazısını öğrenmişlerdir. Valerie Sutton 1979”da “National Technical Institute for the Deaf”te (İşitme Engelliler için Ulusal Teknik Enstitüsü) görev almıştır. Bu enstitü işaret dili yazısını resimlerle anlatan “Amerikan İşaret Dili”ni yayımlamıştır.
1982’in sonbaharından itibaren “SignWriter” (İşaret yazıları) çeyrek yıllık bir gazetede işaret dili yazıları isimli metinlerle yayımlanmıştır. Düzenli ve periyodik basımlardan faydalanarak hızlı ve kolay bir yazım için gerekli olanlara yetişebilmek için işaret dili yazsısı basitleştirilmiştir. Bu projeden 1984 yılında vazgeçilmiştir, çünkü bütün işaretler el ile yazılmak zorunda olduğu için masraflar bu çabalardan daha fazla olmuştur. 1986’da “SignWriter”ın bilgisayar programı yazılmış ve yayımlanmıştır.
1980’li yıllardan beri işaret yazısına ilişkin çeşit çeşit kılavuzlar ve sözlükler mevcuttur, hatta el yazısı ve kabartma yazısı da geliştirilmiştir.
İşaret yazısı 1985’ten beri gözlemlenen yazıların yerine yazılmıştır ve 1997’den bu yana İşaret yazısı resmi olarak yukarıdan aşağıya doğru bölümler halinde yazılmaktadır.
Uluslararası işaret dili “Gestuno”
Uluslararası İşaret Dili (“International Sign Language”) olarak da bilinen “Gestuno” 1951’de ilk defa “Dünya İşitme Engelliler Federasyonu”nun (“World Federation of the Deaf”) dünya çapındaki kongresi çerçevesinde ele alınan yapay bir işaret dilidir. “Gestuno” ismi İtalyancadan gelmektedir. “Gestuno”, “işaretlerden birisi” anlamını taşımaktadır.
1973’te bir komisyon uluslararası bir yapay işaret dili üzerine çalışmalar yapmıştır ve bu yapay işaret dilini standartlaştırmaya çalışmıştır. Birçok ülkede işitme engelliler tarafından anlaşılan işaretler bu komisyonda bir araya getirilmiştir. Ayrıca bu komisyon yaklaşık 1500 işaretten oluşan bir kitap yayınlamıştır. Ancak Gestuno’nun gerçek bir dil gibi somut dilbilgisel kuralları yoktur.
“Gestuno” sayesinde, farklı ülkelerden işitme engelliler bir araya geldiğinde ve kendilerine özgü işaret dilleriyle anlaşamadıklarında kullanılan uluslararası bir işaret dili gelişmiştir. “Gestuno” bugün hâlâ uluslararası işaret dili için bir referans olarak kullanılmaktadır. Birçok işitme engelli insan dört yılda bir düzenlenen duyma engellileri olimpiyatlarında ve “Dünya İşitme Engelliler Federasyonu” (World Federation of the Deaf) gibi birçok uluslararası konferanslarda uluslararası işaret dilini kullanmaktadır.
Sesli dile yönelik bağımsızlık ve tutum
İşaret dilleri bilimsel anlamda kendine özgü ve doğal diller olarak kabul görürler. İşaret dillerini aynı ülkedeki sesli dillerden temelde ayıran kendilerine özgü dilbilgisi yapıları vardır. Bu nedenle işaret dilleri sesli dile kelime kelime aktarılamaz. Sesli dile yönelik göze çarpar bir fark ise; sesli dil birbirini takip eden bilgileri zorunlu bir şekilde ardıl olarak işlerken, işaret dilleri her hareketle birkaç bilgiyi aynı anda iletebilir. Sık sık “inkorporasyon” (kabul etme) olarak adlandırılan bu kavram yeni araştırma birimlerinde bükümden sayılmaktadır ve işaret dilin önemli bir malzemesidir. İşaret dilleri ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Almanca dil alanından Almanca İşaret Dili (DGS) varken Avusturya’da Avusturya İşaret Dili (ÖGS) vardır.
Farklı sesli dillerde olduğu gibi işaret dilleri de kendi aralarında benzerlik gösterir. Uluslararası işaret dili uluslararası organizasyonlarda yavaş yavaş yürürlüğe girmektedir. Oluşum aşamasındaki işaret dili nesnel açılara göre ülkelere özgü farklı el kol hareketlerinin kabul edilen anlaşma sayesinde gelişimini sürdürmektedir.
İşaret dillerini yasal olarak güvence altına alma çabaları geçmişte de vardı ve hala da devam etmektedir. İngilizce ve Māori (Maori, Yeni Zelanda yerlileri ve onların diline verilen isimdir) dilinin yanı sıra Yeni Zelanda işaret dili (NZSL) 2006’dan bu yana Yeni Zelanda’nın resmi dilidir. İsviçre’nin Kanton eyaleti, işaret dilini 27 Şubat 2005’ten beri anayasal olarak kabul etmektedir. Avusturya parlamentosu Federal Anayasa’da işaret dilini tanınmış azınlık dili olarak kabul etmiştir (Madde 8. fıkra 3).
Ağız hareketi
Ağız hareketleri işitme engellilerin ve ağır işitenlerin eğitimi alanlarında söz konusudur. Ağız hareketleri konuşma dilindeki sözcük üretiminde yüzün alt kısmının ve dudakların gerçekleştirdiği görsel olarak algılanabilen davranışlardır. İnsanların sözcük üretimi sırasında konuşma araçlarının yanı sıra ağzın dış alanının ve dudakların da her sözcükte belirli bir biçimde görevi söz konusudur. Bu durum küçük kişisel farklılıklarla da olsa birçok insanda daha az veya daha çok benzerlik göstermektedir. Dudak hareketinin bu fark edilebilir örneği prensip olarak konuşma dilinde dudak okumayı mümkün kılmaktadır.Görsel olarak görülebilen ağız hareketi dilin en küçük birimi olan “fonem”e benzetilerek İngilizcede “viseme” olarak tanımlanmaktadır.
Ağız hareketlerinin gerçekleştirilmesi ve durumu öncelikle işitme engellilerin ve ağır işitenlerin eğitimi alanlarında belirli bir dereceye kadar sistematik bir biçimde bilinçlidir. Bu durum anlaşılabilir şekilde canlandırılabilmektedir. Bu alanda dudak okumanın tipik ağız durumlarının ve ağız hareketinin sonuçlarının uygulamalı olarak gösterilmesiyle alıştırma yapılmakta ve dudak okuma eğitilmektedir.
Ağız hareketleri çoğu kez bir sözcüğün bütün şeklini tam olarak yansıtmayabilir, aksine sadece bir kısmını yansıtabilmektedir. Hatta ağız hareketleri özellikle sözcüğün bir kısmını konuşma esnasında tamamıyla kolay anlaşılabilir biçimde ve tipik ağız biçimlerinde yansıtabilmektedir. Özellikle önce gırtlağın konuşma aracı olan veya dilin pozisyonu sayesinde meydana çıkarılan sesler daha az anlaşılabilir olabilir veya hiç okunmayabilir. Bu durumda örneğin “baba” ve “mama” sözcüklerinde ağzın hareketi aynı görünmektedir.
Bunun yanı sıra bir sesin ağız hareketi kendisinden sonra söylenecek olan veya kendisinden önce söylenen (eşsöyleyiş) ses yüzünden değişmektedir. İşitme engelliler için eğitim veren okullarda öğretmenler zor sözcüklerin okunmasını kolaylaştırmak için bilinçli olarak ağız hareketini değiştirmektedirler. Bu durum şu şekilde örneklendirebilir: “L” sözcüğünün daha iyi fark edilebilmesi için dil kesici dişin iç kısmına değil de görülebilen biçimde kesici dişin alt kenarına dokundurulmaktadır. Bu davranış sesi görsel olarak sembolize etmek için gerçekleştirilmektedir. Ağız hareketleri işaret diline destek olarak da kullanılmaktadır.
İşaret dili kursları
Bir işaret dilini, duyabilen insanların da öğrenmesi mümkündür. Örneğin halk eğitim merkezlerinde ya da işaret dili kurslarında ve uygulama ve kapsam açısından bir yabancı dil öğrenmeyle kıyaslanabilir.
İşaret dili çevirmenleri
İşaret dili çevirmenleri el kol hareketi çevirmenleri değildirler. İşaret dili çevirmenleri duymayan ve duyan kimseler için her iki yönde de çeviri yaparlar. Örneğin bu, bir duymayanlar konferansında işaret dilini bilenler ve işaret diline hâkim olmayan duyan kişiler için yapılan çeviri olarak ortaya çıkar. Bir işaret dilinden diğerine ya da sesli bir dilden yerel bir işaret diline (örneğin Fransızcadan Almanya veya İsviçre İşaret diline) çeviri yapan çevirmenler vardır. İki işaret dili arasında çeviri yapan çevirmenlerin kendisi çoğunlukla duymayan kişilerdir.
İşaret dili yazısı
Birçok girişim olmasına karşın işaret dili bugüne kadar günlük kullanım için güvenilir olarak yazıya dökülememiştir. Bilimsel araştırmalar için “not alma sistemleri”, örneğin “HamNoSys” (Hamburg Not Alma Sistemi) mevcuttur. Örnek olarak bu sistemler; elin biçimindeki, el duruşundaki, vücut kısmındaki, hareketi yürütmedeki gibi el kol hareketlerinin çözümlenmesiyle ve bunlara uygun düşen temsillerle çalışır. İşaret dili yazısı Osnabrück’teki “Duyma Engellileri İçin Eyalet Eğitim Merkezi”nde uygulanmıştır. Başarılı bir şekilde birinci sınıftan itibaren yürürlüğe konulmuştur. (İşaret dili yazısı: İngilizce; “SignWriting”, ilk olarak “Valeri Sutton” tarafından ve “Sutton-Movement Writing-Sistemlerinin” bir kısmı olarak geliştirilmiştir)
İşaret dili yazısı
İşaret dili yazısı, işaret dilinin dilsel işaretlerinin temsilleri için Kopenhag Üniversitesi’nin vekâletinde 1974’te “Valeri Sutton” tarafından geliştirilmiş bir sistemdir. Daha önceden, Paris’te 19. yüzyılda Fransız “Bebian” ve daha sonra İskoçya asıllı George Hutton, Nova Scotia’da (Kanada) her ikisine de “mimografi” denilen bir işaret dili yazısı taslakları üzerinde çalışmalarını tamamlamışlardır.
Duymayanlar için diğer yazı sistemleri de mevcuttur. Örneğin Willian C. Stokoe’nun “American Sign Language” (ASL – Amerikan İşaret Dili), Eshkol-Weissman’ın “Israel Sign Language” (İsrail İşaret Dili), “Alman İşaret Dili” (DGS) için “HamNoSys” (Hamburg Not Alma Sistemi) ve Hartmut Teuber’in “SignLettering” fonetik/fonem sistemi günümüzde kullanılmaktadır. İşaret dili yazısı, “MovementWriting” (Hareketlerin yazılması) üst kavramından özetlenen, hareketleri tanımlayan ve “SignWriting”in (İşaretlerin yazılması) yanı sıra “DanceWriting” (Dansların ve koreografilerin not alınmasına yönelik) ile bağlantısı olan yazılar arasından birisidir.
İşaret dili, el kol hareketleri için önemli sayılabilecek el kol hareketlerinin gösterilmesinde el biçimlerinden ve mimiklerden yararlanmaktadır. Hatta kollar, bacaklar ya da omuzlar için kesin tanımlanmış birçok kesin belirli “piktogram” adı verilen işaret sisteminden ve hareketin tanımını gösterecek farklı oklardan, yıldızlardan, dalgalardan vb. değişik ek sembollerden de yararlanmaktadır. İşaretlerin sistemsel karakterlerinden dolayı yazının tanınması görece olarak kolaydır (“piktogram” ya da “piktograf” bir eşyayı, bir objeyi, bir yeri, bir işleyişi, bir kavramı resmetme yoluyla temsil eden sembollerdir)
İşaret dili Almanya’da birkaç yerde, örneğin Osnabrück’teki “Duyma Engellileri İçin Eyalet Eğitim Merkezi”nde (Landesbildungszentrum für Hörgeschädigte in Osnabrück) duyma özürlü çocukların ders programına yerleştirilmiştir. Aynı durum Güney Nikaragua’da bir okulda da gerçekleştirilmiştir. 
Yapısal ve biçimsel diller
Diller, bilişim bilimi (informatik) çerçevesinde de ele alınabilir. Biçimsel diller olarak adlandırılan diller dilin matematiksel modelini ifade eder ve bu diller özellikle teorik bilgisayar bilimi içerisinde kendine yer bulur.
Özellikle de hesaplanabilirlik kuramı ve Compilerbau kullanımında yer alır. Birçok bilgisayar program dilleri, özünde hem teorik düşüncelere hem de nesnel düşüncelere dayanır. Programlama dillerine “Java, ALGOL, Fortran, COBOL, BASIC, C, C++, Ada, LISP, Prolog, Perl” örnek verilebilir.

Felsefenin karşılaştırılabilir bir uğraşı da Alman filozof, matematikçi ve mantıkçı Paul Lorenz’in projesi olan Orto isimli bir dil programıdır. Bu dil programında anlamlı ve sistemli bir bilimsel dilin oluşturulması amaçlanıyor ama bu durum “sistemli felsefede büyük oranda tartışmalı” durumda.




Dil Kelime Anlamı (TDK)

Dil Nedir: (I) a.
1. Ağız boşluğunda, tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan etli, uzun, hareketli organ, tat alma organı: “Ağzımı dolduran kocaman Dil, kelimelere yer bırakmıyor ki...” -Y. Z. Ortaç.
2. Birçok aletin uzun, yassı ve çoğu hareketli bölümleri: Terazi Dili.
3. Büyükbaş hayvanların haşlanıp pişirildikten sonra yenebilen Dili: “Birkaç Dilim ekmek, ince bir iki Dilim peynir veya Dil, bazen de haşlanmış bir sebze yemeği.” -S. F. Abasıyanık. 4. Ayakkabı bağlarının ayağı rahatsız etmemesini sağlayan ve bağ altına rastlayan saya parçası.
5. coğ. Kıstak.
6. den. Makaraların ve bastikaların içine yerleştirilmiş olan, üzerinden geçirilen halatı istenilen yöne çevirmeye yarayan, çevresi oluklu, küçük döner tekerlek: İki Dilli makara.
7. müz. Bazı üflemeli çalgılarda titreşerek ses çıkaran ince metal yaprak.
8. hlk. Anahtar.
Güncel Türkçe Sözlük 

Dil Ne Demek: (II) a.
1. İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisan, zeban: “Dilinden Anadolulu olduğu ancak belli oluyordu.” -S. F. Abasıyanık.
2. Bir çağa, bir gruba, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi: “Halk Dilinin günebakan ismini verdiği bu çiçek, güneşe âşıktır.” -H. S. Tanrıöver.
3. Belli mesleklere özgü Dil: Hukuk Dili.
4. Düşünce ve duyguları bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracı: Müzik Dili. Yazı Dili. “Hiçbir zaman onların arasına katılabilecek bir Dil bulamadım.” -R. Mağden.
5. tar. Sorguya çekilmek için yakalanan tutsak.
Güncel Türkçe Sözlük 

Dil Anlami Nedir: Far. Dil (III) a. esk.
Gönül, yürek. Güncel Türkçe Sözlük
Dil Hakkinda Bilgi: Fr. Langue BSTS / Tıp Terimleri Kılavuzu
Dil Kadının cinsiyet organının üst kısmında bulunan pek duygun küçük bir organ, bızır. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü 

Dil
1. Anahtar.
2. Kilidin içindeki Dilcik.
3. Kapı mandalı.
4. Koyun ve sığırlara takılan çanın içindeki madenî parça. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü 

Dil Yazı kaleminin ucu. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
Dil Zar içindeki sazan balığı yumurtaları. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
Dil Tekerleklerin geçirildiği eksenin, mazının ileri geri oynamasına engel olan ağaç kazık. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü 

Dil Açgı. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
Dil Dil. Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
Dil Değil (bk. deyil, deyl) Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
Dil Dil. || Dil oti yemiş olmak: çok konuşkan ve sevimli olmak Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
Dil Anahtar (Çayağzı) Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
Dil Dil // Dila çihmak: konuşma çağına erişmiş olmak Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
Dil [Gönül] (kelime tek başına kullanılmaz.) // Dil erbabi: gönül ehli Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü 

Dil İng. tongue Ağız boşluğunun alt bölgesinde bulunan, çok tabakalı yassı epitelle sarılmış çizgili kastan yapılmış olduğu için serbestçe hareket edebilen, arka tarafta Dil kemiğine bağlı olan bir organ. BSTS / Biyoloji Terimleri Sözlüğü 1998

Dil İng. language Simgeler ve sözcükler oluşturmak için tanımlanmış bir damga takımı ve bunların, anlamlı bir iletişim aracı olarak deyimler ve tümceler (ya da bir örü) oluşturmak üzere kullanımım yöneten sözdizim kuralları takımı, örn. Türkçe, İngilizce, COBOL, FORTRAN. bk. izlenceleme Dili. BSTS / Bilişim Terimleri Sözlüğü 1981
Dil İng. language BSTS / Bilgisayar Terimleri Karşılıklar Kılavuzu

Dil Osm. lisan Bir insan topluluğu içinde kullanılan sözlü Dillik yollarının bütünü (bk. Dillik).

Diller türlü bakımlardan sınıflanır.

Yaygınlık ve nitelik bakımından:

·         KAMU DİLLERİ (L. Communes),
·         ÖZEL DİLLER (L. Spéciales),
·         GİZLİ DİL (L. secrète),
·         RESMİ DİL (L. officielle),
·         UYGARLIK DİLLERİ (L. de civilisation),
·         GENEL DİL (L. générale),
·         DÜNYA DİLİ (L. mondiale);

aynı Dilin türlü halleri bakımından:

·         KONUŞULAN DİL (L. courante ou parlée),
·         HALK veya KONUŞMA DİLİ (L. vulgarie ou populaire),
·         TEKLİFSİZ DİL (L. familière), "
·         AŞAĞILIK DİL (L. triviale),
·         BİLİM DİLİ (L. savante),
·         MESLEK DİLİ (L. de profession),
·         SINIF DİLİ (Standespraehe /Alm./),
·         EDEBİYAT DİLİ (L. Littéraire),
·         DİPLOMATLIK DİLİ (L. diplomatique),
·         ŞİİR DİLİ (L. poétique,
·         TEKNİK DİLİ (L. technique) ; Kullanış bakımından
·         YAŞIYAN DİL (L. vivante),
·         AŞNI DİL (L. archaïque),
·         ÖLÜ DİL (L. morte) ;

anlık bakımından:

·         ARI DİL (L. pure),
·         KARMA Dil (L. mixte) ;

doğuş bakımından :

·         DOĞAL DİL (L. naturelle),
·         YAPMA DİL (L. artificielle),
·         EVRENSEL veya ULUSLARARASI DİL (L. universelle ou internationale),
·         FİLOZOF İŞİ DİL (Langue philosophique) ;

konuşana olan yakınlığı bakımından:

·         ANA DİLİ (L. Maternelle),
·         ULUSAL DİL (L. nationale),
·         BENİMSEK DİL (L. adoptée),
·         YABANCI DİL (L. étrangère) gibi sınıfları vardır.

Diller bir ée aralarındaki kuruluş farkları bakımından sınıflara ayrılırlar. Fikrin türlü öğelerini (Fran. de la maison gibi) ayrı ayrı kelimelerle veya (evin gibi) tek kelime ile anlattıklarına göre:
·         ÇÖZÜMLÜ DİLLER (L. analytiques) ve
·         BİREŞİMLİ DİLLER (L. synthétique) ;

cümle öğelerinin sırası değişip değişemediğine göre:

·         DEĞİŞİR SIRALI DİLLER (L. transpositives) ou inverses) ve
·         DEĞİŞMEZ SIRALI DİLLER (L. analogues) ;

öğelerini düzenledikleri tarza göre:

·         AYRILI DİLLER (L. isolantes),
·         YANDAŞLAYICI DİLLER (L. juxtaposantes),
·         GÖVDELEYiCi, TOPARLAMALI, KAPSAMALI, TOPTAN ANLATIMLI veya ÇOK BİREŞİMLİ DİLLER (Incorporantes, Agglomérantes, Encapsulantes, Holophrastiques ou Polysynthétiques),
·         BİTİŞİMLİ DİLLER (L. agglutinantes),
·         TANELİ DİLLER (L. atomiques),
·         MALGAMALI DİLLER (L. amalgamantes),
·         KAYNAŞMALI DİLLER (L. fusionnelles) ;

bükünlü olup olmadıklarına göre:

·         BÜKÜNLÜ veya ŞEKİLLEMELİ DİLLER (L. flexionnelles, forniatives ou à mots proprement dits), ve
·         ŞEKİLLEMESİZ DİLLER (L. non-formatives ou à mots apparents, à mots-phrases) ;

aralarındaki hısımlığa göre:

·         ANA DİLLER (Langues-mères),
·         KARDEŞ DİLLER (Langues-soeurs),
·         KAYNAK DİLLER (L. communes),
·         İLKEL DİLLER (L. primitives),
·         TÜREME DİLLER (L. dérivées). BSTS / Dilbilim Terimleri Sözlüğü 1949

Dil İng. language İnsanların duygu ve düşüncelerini bildirmek üzere sözcüklerle veya gereçlerle yaptıkları anlaşma: Türkçe, Fransızca, İngilizce, Almanca veya işaret Dili vb. BSTS / Dilbilgisi Terimleri Sözlüğü 1972

Dil İng. language İnsanlar arasında karşılıklı haberleşme aracı olarak kullanılan; duygu, düşünce ve isteklerin ses, şekil ve anlam bakımından her toplumun kendi değer yargılarına göre biçimlenmiş ortak kurallarının yardımı ile başkalarına aktarılmasını sağlayan, seslerden örülü çok yönlü ve gelişmiş bir sistem. Türkçe, Almanca, Çince, İngilizce, Japonca gibi.

Dünya üzerinde konuşulan Diller,
a) Köken,
b) Yapı bakımından sınıflandırılmaktadır.

Köken bakımından yapılan sınıflandırmada, bilinmeyen devirlerde aynı ana Dile bağlanan bir köken akrabalığı söz konusudur.
·         Hint-Avrupa,
·         Hami-Sami,
·         Fin-Ugur,
·         Ural ve Altay Dil aileleri bu temeldeki bir sınıflandırmaya dayanan Dil aileleridir.

Dünya Dilleri yapı bakımından da

·         tek heceli Diller (İsolierende Sprachen, isolating kanguages, monosyllabic languages.),
·         eklemeli Diller (agglutinierende Sprachen, agglutinative languages) ve
·         çekimli Diller (flektierende Sprachen, inflected languages) olmak üzere üçe ayrılır.

Her Dil taşıdığı söz hazinesine, kullandığı alanlara, yaşayıp yaşamadığına ve toplumun içinde onu kullanan kesimler açısından taşıdığı farklı özelliklere göre

·         konuşma Dili,
·         yazı Dili,
·         halk Dili,
·         aydın Dili,
·         bilim Dili,
·         edebî Dil,
·         kültür Dili,
·         millî Dil,
·         ortak Dil,
·         resmî Dil,
·         yaşayan Dil,
·         ölü Dil olarak da sınıflandırılabilir. Bunlara bk. BSTS / Gramer Terimleri Sözlüğü 2003

Dil İng. language, speech Bir toplum üyelerinin birbirlerine düşünce ve Dileklerini anlatmak amacıyla kullandıkları, ilgili toplumca benimsenen ses simgelerinden oluşan ve belirli bir düzene göre işleyen kültürel dizge. bk.

·         yaşayan Dil,
·         tümbireşimli Dil,
·         törensel Dil,
·         temel Dil,
·         ölü Dil. BSTS / Halkbilim Terimleri Sözlüğü 1978

Dil İng. language Kurma kuralları gereği oluşturulan, anlam kuralları gereği de yorumlanıp anlam kazanan deyimler dizgesi. Krş..
·         sözeDilen Dil,
·         sözeden Dil,
·         biçimsel Dil,
1.      tek çeşitli Dil,
2.      çok çeşitli Dil,
·         altDil. BSTS / Mantık Terimleri Sözlüğü 1976

Dil İng. scab Döküm ya da boşaltma sırasında, erimiş metalin kalıp duvarlarına sıçrayıp, erken katılaşması sonucunda oluşan yüzey kusuru. BSTS / Metalbilim İşlem Terimleri Sözlüğü 1972
Dil bk. ok. BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963
Dil Fr. flèche littorale (kıyı) (coğrafya) BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963
Dil Osm. lisan (biyoloji, zooloji) BSTS / Orta Öğretim Terimleri Kılavuzu 1963
Dil Azerbaycan Türkçesi: Dil; Türkmen Türkçesi: Dil; Gagauz Türkçesi: Dil; Özbek Türkçesi: til; Uygur Türkçesi: tii; Tat: tel; Başkurt Türkçesi: tel; Kmk: til; Krç.-Malk.: til; Nogay Türkçesi: til; Kazak Türkçesi: til; Kırgız Türkçesi: til; Alt:: til; Hakas Türkçesi: tîl; Tuva Türkçesi: tıl; Şor: til; Rusça: yazık BSTS / Türk Dünyası Gramer Terimleri Kılavuzu 1997
Dil Durumunu öğrenmek için düşmandan ele geçirilen tutsak. BSTS / Tarih Terimleri Sözlüğü 1974

Dil İng. language İnsana türlü etkinlik süreçleri içinde düşünce ve duygularını anlatma olanağı vererek bilme ve iletişme işlevlerini yerine getiren, toplumsal üretimin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkıp gelişen söz düzeni. BSTS / Toplumbilim Terimleri 1975

Dil Lat. lingua Ağız boşluğunda bulunan, çizgili kaslardan oluşmuş, lokmanın biçimlenmesinde, yutma, tat alma ve konuşmanın biçimlenmesinde görev alan çok hareketli bir organ, glossa, lingua. BSTS / Veteriner Hekimliği Terimleri Sözlüğü 

Dil (I) Anahtar. (-Gaziantep; Deliilyas *Şarkışla -Sivas) BSTS / Zanaat Terimleri Sözlüğü 1976
Dil (II) Hayvanların boynuna asılan çanın içinde sallanan boynuz ya da madensel parça. (Uluğbey *Senirkent -Isparta; *Bor -Niğde) BSTS / Zanaat Terimleri Sözlüğü 1976

Dil İng. tongue, Ağız boşluğunun alt bölgesinde bulunan ve özgür olarak hareket edebilen etli bir uzantı olup ard ucundan Dil kemiğine bağlıdır. BSTS / Zooloji Terimleri Sözlüğü 1963
Dil, (IV) Düşman ahvalini söyletmek için alınan esir Tarama Sözlüğü 1965

Dil (I) Anahtar Tarama Sözlüğü 1965
Dil (II) Sözleşme Tarama Sözlüğü 1965
Dil (III) Körfez, koy Tarama Sözlüğü 1965
dîl Değil Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
Dil Köken: T. Cinsiyet: Erkek
1. Tat alma organı. 2. İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için sözcüklerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma. 3. Tutsak, esir. 4. Körfez, koy.
Cinsiyet: Erkek
Gönül, yürek, kalp. Kişi Adları Sözlüğü

Radyo ve Televizyon Dili

İstanbul ağzına dayanan yeni standart dil, eğitim kurumları, basın yayın gibi kanallarla yaygınlaştırılmaya çalışılır. Yazı dili eğitim kurumlan aracılığıyla yeni nesillere aktarılırken, bölgeler üstü geçerliliği olan, yazı diline oldukça yakın bir konuşma dilinin yaygınlaşmasında en önemli araç hiç şüphesiz televizyon, kısmen de radyo olmuştur. Yaygınlaştırılmaya çalışılan konuşma dilinin en büyük temsilcisi uzun yıllar özel diksiyon eğitimi almış spikerlerin görev yaptığı ve başka varyantlara izin verilmeyen TRT olmuştur. Televizyon, elektriğin ulaştığı her köye ulaşma şansı bulmuştur. 1990’lı yıllara kadar bu konuşma dili, yerel ağzın baskın olduğu bölgelerde okullarda öğretmenlere, resmi dairelerde bazı görevlilere, bölgenin yerlisi okumuşlara özgü, varsa televizyonda rastlanan bir varyant olarak görülmüş, yerel konuşmalar üzerinde günümüzdeki kadar etkili olmamıştır. Ağızların baskın olduğu bölgelerde hâlâ eğitimli kesimin de ağız konuşması bunu açıkça göstermektedir. 1990’lı yıllarda özel televizyon kanallarının kurulmasını takiben, standart dille diğer varyatnlar arasında çok daha yoğun bir etkileşim ortaya çıkmıştır.

Standart konuşma dilinin en etkili aracı olan televizyonda, hayran olunan insanlar her gün evlerin başköşesinde “güzel“, “ince”, “kibar” İstanbul ağzıyla konuşmaktadır. Ayrıca iç göç nedeniyle asıl ağız bölgelerinin dışına çıkan insanların da okullardan ve televizyondan tanıdıkları İstanbul ağzına yaklaşan biçimleri tercih etme eğiliminde oldukları gözlenmektedir.

Özel televizyon kanallarının kurulmasıyla standart dilin en etkili aracı olan televizyonlar sayesinde, bu defa yerel konuşma biçimleri ve sosyal sınıflara özgü varyantlar, konuşuldukları bölgelerin dışına çıkmış ve daha geniş kesimlerce fark edilir olmuştur. Bunun sonucunda standart dilin ve ağızların kullanım alanında dikkat çekici bir kesişme olmuştur. Yerel konuşma biçimleri bir taraftan standart dilin etkisiyle standarda yaklaşmışlar, eğitimli genç nesiller tarafından daha az kullanılır olmuşlardır. Ancak yerel konuşma biçimleri de standart dilin kullandığı araçları kullanarak bölgelerinin dışına çıkmış ve daha önce standart dile özgü bir alan olan televizyonda kullanılır duruma gelmişlerdir. Bu nedenle günümüzde dilin farklı varyantları arasında her zamankinden çok daha karmaşık bir ilişki vardır. İstanbul ağzına dayalı konuşma dilinin en güçlü kanalı olan televizyonlarda; dizilerde, bazı kanallann eğlence programlarında, yerel kanallarda ağza veya başka varyantlara bolca yer verilmektedir.




Bu gerçeğe karşın, televizyonlardaki standart dışı Türkçe kullanımına karşı tutum, dil dışı etkilere göre değişmektedir. Örnek olarak bazı varyantlar hoşgörüyle karşılanmakta bazıları yadsınmakta, örnek olarak benzer programlar yapan ağız konuşuru sunuculardan birine ses çıkarılmazken bir başkası tepki çekebilmektedir. Ancak bunun en önemli nedeni kullanılan ağız değil, o ağızların konuşulduğu bölge veya konuşur grubuyla ilgili genel kanıdır.

Her ne olursa olsun, bugün dil içindeki çok yönlülüğün fark edilmesinde televizyonun en önemli araç olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Televizyonlarda kullanılan dilin Türkiye‘de konuşulanlarla sınırlı kalmadığını vurgulamaya gerek yoktur. Örnek olarak Elveda Rumeli dizisinde Rumeli ağızları kullanılmaktadır. Bu yeni eğlence öğesi, bu yönüyle, kahramanların ayırıcı özellikleri arasında konuşmalarındaki farkların önemli bir yer tuttuğu orta oyunu, Hacivat’la Karagöz gibi geleneksel tiyatroyla da kesişmektedir.

Televizyonlarda, kendine özgü bir dil kullanılan haberler, hava durumu, spor programları, kültür programları başta olmak üzere, ağız kullanımının alışılmış olmadığı, değişkenliğe fazla yer olmayan programlar da vardır. Buna karşılık çeşitli eğlence programlarında ve sevilen dizilerde standart dışı varyantlar farklı derecelerde kullanılabilmektedir. Bunlar dil içindeki değişkenliğe karşı belli bir hoşgörünün oluşması, ilgili varyantı konuşanların ise kendi konuşmalarının utanılacak bir şey olmadığının farkına varması sonucunu doğurmaktadır.

Televizyonla ilgili bölümü bitirmeden bir başka hususa daha işaret etmekte yarar vardır. Bu da Türkçenin televizyon alanında birçok dille rekabet ettiği gerçeğidir. Çünkü televizyonlarda kolayca sağlanabilecek donanımla çok farklı dillerde yayına ulaşmak mümkündür. Ancak Türkçenin televizyon alanında en ciddi rekabetinin, başka alanlardakine paralel biçimde, İngilizceyle olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü İngilizce ağırlıklı yayın yapan yerli ve yabancı kanallar vardır; dizi veya yabancı filmlerin bazıları orijinal dilde, çoğu zaman da İngilizce gösterilmektedir.
*

Eğitim ve Bilim Dili

Türkçenin eski dönemlerde eğitim dili olarak kullanılışıyla ilgili bilgilerimiz sınırlıdır. Selçuklu döneminde eğitim dili olarak kullanılmadığı bilinmektedir. Osmanlı medreselerinde de eğitim dili Arapçaydı. Dini bilgilerin verildiği medreselerde İslam’ın kutsal kitabının dilinin doğal bir üstünlüğü vardı. Yine de medreseler ve çocuklara dini eğitimin verildiği mahalle mekteplerinde veya kurslarda Türkçe, en azından dersler anlatılırken kullanılmış olmalıdır. Ayrıca saray okulu olan Enderun’da Türkçe öğretilmekteydi. Dini eğitim Arapça ağırlıklı olsa da astroloji, coğrafya, edebiyat, tarih, tıp vb. başka alanlarda yazılmış Türkçe metinler, hatta dini metinlerin varlığı da sanıldığından daha güçlü bir Türkçe yazı geleneği eğitimi olduğunu gösterir. Çünkü eğitim verilmeden bir yazı dilinin kurallarının öğretilmesi mümkün değildir. Ancak bu eğitim bugünkü anlamda kurumsal bir çerçevede olmayabilir.

18. yüzyılın sonlarından itibaren din dışı eğitim veren okulların açılmaya başlanması ve Tanzimat’tan sonra eğitimi halka yayma arzusu Türkçeyi sadeleştirme isteğini öne çıkardı. 1793 yılında açılan Mühendishane-i Berri Hümayunda. Fransızca, İtalyanca ve İngilizce yanında “kimi sınıflarda Türkçe dersleri bile verilmekte“ydi. Mühendishanede, Fransızca zorunlu ders olarak okutulur, böylece Osmanlıda ilk olarak bir Batı dili Arapça ve Farsçaya rakip çıkar ve Türk eğitimi batı kaynaklarından yararlanmaya başlar. Avrupalı doktorların ders verdiği 1827’de kurulan askeri tıbbiyede eğitim dili 1870’e kadar Fransızcadır. Türkçe yıllardır ihmal edildiği için bu dönemde gerek tıpta gerek diğer alanlarda okutulacak Türkçe kitap, Türkçe ders verecek kadrolar, derslerde kullanılabilecek terimler, yoktur.

11. Meşrutiyet’in ilanıyla oluşan özgür ortamdan hareketle farklı topluluklar, kültür dernekleri, siyasal kulüpler kurup dilleri üzerine çalışmalarını yoğunlaştırırlar. Türk aydınları da bundan etkilenir. Anayasa’ya göre devlet dili Türkçe olduğundan ilkokullarda Türkçe zorunlu dil durumuna getirilir. Türk olmayanlar kendi dillerini de okuyacaklardır. Ortaokulda Türkçe zorunlu, bölge dili seçmelidir. 1923’e gelindiğinde eğitim dili ve eğitimin halka yayılması hâlâ çok ciddi bir sorundur. Cumhuriyetten sonra eğitim dili Türkçe olmakla birlikte, verilen derslerin adı henüz yeterince sade bir dil kullanılmadığını açıkça gösterir.

 Günümüzde eğitim dili olarak Türkçe, İngilizce başta olmak üzere başka dillerle rekabet halindedir. Eğitim dilinin ne olması gerektiği konusunda fikir bildirenlerin ezici bir çoğunluğu ana dilde, yani Türkçe eğitimi savunmaktadır. Uygulamada ise tartışmadaki durumun tersi bir gelişme söz konusudur: Türkiye’nin çeşitli eğitim kurumlarında eğitim, yabancı dilde yapılmakta, en azından yapıldığı ileri sürülmektedir. Yabancı dille eğitim meselesi, gelişen dünyada birçok ülkenin karşı karşıya olduğu bir durumdur. Özellikle teknolojik gelişmelerin uzağında kalmak istemeyen veya ürettiği teknolojiyi diğer ülkelere daha kolay ulaştırmak isteyen ülkeler, birinci dil veya ikinci dil olarak daha yaygın kullanılan başka dillere ihtiyaç duymaktadırlar. Almanya’da üretilen bir dikiş makinesinin Türklere pazarlanmasını kolaylaştırmak için ürünün içine Türkçe broşür koymakla Amerika’da üretilen bir bilgisayar teknolojisinden daha kolay istifade etmek isteyen bir Türk‘ün İngilizce öğrenmesi aynı kapsamda değerlendirilebilir. Bilim ve teknolojinin, ana dili birbirinden çok farklı ülkelerde üretiliyor olması, belli bir dilin iletişim dili olarak kullanılmasını pratik bir çözüm olarak ortaya çıkarmaktadır. Böylece değişik dilleri öğrenerek kaybedilecek enerji başka kanallara akabilir. Tarihte bu tür lingua francalamı örnekleri vardır. Diller yansında günümüzde İngilizce önde görünmektedir. Gerçi İngilizce dünyada, kendisini ana dili olarak konuşanlann sayısı açısından ilk sırada değildir. Ama dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücünün dili olmasıyla ülkeler üstü bir iletişim aracı olabilmek için gerekli dil dışı desteği de bulmuş görünmektedir. Türkiye’de bilim ve eğitim alanında bütün branşlarda eğitimin yabancı dilde verildiği okulların açılması tercih edilmiştir. Üniversitelerimizin tamamında yabancı dilde yapılan bir yayın Türkçe olandan daha değerli görülmektedir.

Yabancı dille eğitim veren okulların bir kısmı son derece başarılıdır. Ancak bu başarının Türkçe dışında bir dille eğitim verilmesinden mi yoksa başarılı bilim insanları ve öğrencilerin buralan tercih etmeleri, buralarda çalışan ve okuyanlann daha iyi imkanlara sahip olması gibi başka sebeplerden mi kaynaklandığı ayrı bir araştırma konusudur.

Diğer taraftan yabancı dille eğitim aynı zamanda ciddi sorunların da kaynağı durumundadır. Her şeyden önce ana dili Türkçe olan bir öğretmen veya öğretim üyesinin bütün inceliklerini çok iyi bilmediği bir dilde, ana dili Türkçe olan öğrencilere çok iyi kavrayamadıkları, çevrelerinde doğal olarak konuşulmayan bir dilde eğitim vermeye çalışmaları sonucu ortaya çıkan durum başlı başına bir garabettir. Zaten yığınla sorunu olan eğitim sisteminde, yabancı dille eğitim uygulamasıyla sorunların daha da artacağı açıktır. Öğrenciler, gerek yazılı gerek sözlü yabancı dil performanslarının düşük olması dolayısıyla dersleri zor anlamakta veya derslere aktif olarak katılmaktan çekinmektedirler. Yabancı dille eğitim, bir eğitim sisteminin bütünü için değil, belli kısımları için, teknoloji ve bilgi transferi, yabancı Öğrenci çekme gibi gerekçelerle tartışılabilecek bir konudur. Ama yabancı dille eğitimdeki en önemli sorun, bağımsız ülkelerin bağımsızlıklarının en önemli sembollerinden birisi olan bağımsız bir standart dilden, ileride kendi geleceğini teslim edeceği insanlann yetiştirildiği eğitim gibi bir alanda gönüllü olarak vazgeçmesidir. Türkiye’de yabancı dille eğitim tartışmalarında bu can alıcı nokta yeterince vurgulanmamıştır.

Yabancı dille eğitimde piyasa şartlan da önemli bir rol oynamaktadır. Verilen geleneksel eğitimden memnun olmayan aileler çocuklarını yabancı dille eğitim yapan kurumlara, hiç olmazsa yabancı dili sayesinde iş bulur, yaklaşımı içerisinde göndermektedir. Bu ve benzeri beklentilerle aileler çocuklannı yabancı dille eğitim veren kuruluşlara göndermekte, buna paralel olarak yabancı dille eğitim veren daha çok eğitim kurumu ortaya çıkmaktadır.

Eğitim ve dil etrafındaki tartışmalarda terim sorunu özel bir yer tutar. Osmanlı döneminde terim ihtiyacı da Arapçadan karşılanmaktaydı. Batıyla ilişki sonucu ortaya çıkan terim ihtiyacında da Arapçaya başvurulmuştu. Bu tutum Türkçenin kendi türetme imkanlarını köreltmişti. II. Mahmut zamanından başlayarak tıp, hukuk, matematik gibi bilim dallarında terimleri saptama yolunda bireysel çabalar görülür. Ziya Gökalp‘ın terimler ve yeni kavramlarda sırayla halk diline başvurma, Türkçe kökler, eklerle, tamlama ve çekim yöntemleriyle türetme, tamlamasız olmak kaydıyla Arapça ve Farsçadan alma, batıdan olduğu gibi alma şeklinde bir yaklaşımı vardır. Ancak terim ihtiyacının karşılanmasında başvurulan Arapçayı konuşan topluluklar da İmparatorluktan koptuğundan bu uygulamanın sürdürülmesi imkansızdır. Zaten 1 Eylül 1929’da, alfabe devrimi sonucunda ihtiyaç kalmadığı gerekçesiyle Arapça ve Farsça dersleri, yüksek öğretim programından kaldırılır.

Cumhuriyetten sonra terimler önemli bir sorun olmaya devam eder. Türkçenin özleşmesi konusunda, 1923 Ağustosunda TBMM’ne, kabul görmeyen bir Türkçe kanunu önerisiyle ilk yasal girişimde bulunan Tunalı Hilmi, terimlerin Türkçeleştirilmesini ve okul kitaplarının öz Türkçe kurallara göre hazırlanmasını önerir. 1928 yılının Aralık ayında bilimsel terimlerin tespiti ve yabancı terimlere Türkçe karşılıklar bulmak amacıyla Darülfünunda Istılahât-ı İlmiye Komisyonu kurulur. Komisyon kendisine gönderilen terimlere Türkçe karşılık bulmaya çalışacak, eğer bulamazsa Latince terimleri kullanılacaktır.

Terimlerin Türkçeleştirilmesi Türk Dili Kurumunun da görevleri arasındadır. Birinci Türk Dil Kurultayı’nda alınan kararlar arasında “ıstılah lügati” hazırlanması, “ıstılah konurken Türkçenin bütün lahikalarının araştırılmasına /…/ ehemmiyet verilme”si de vardır. Cemiyetin adının Türk Dili Araştırma Kurumuna çevrildiği 18 Ağustos 1934’teki İkinci Türk Dil Kurultayı’nda da terimlerin Türkçe köklerden Türkçe eklerle türetilmesi ilkesi benimsenir. Terim komisyonu raporunda kesin zorunluluk durumunda, batıda kullanılan bilim ve teknik terimlerinin yaşayan yabancı dillerden değil de bu dillerin ana dili sayılan Lâtince, Grekçe gibi ölü dillerden alınması ilkesi yer almaktadır.

Atatürk terim konusuyla da bizzat ilgilenmiştir. TDK tdk tarafından yeni baskısı yapılan Geometri kitabında günümüzde de kullanılmakta olan üçgen, dörtgen, açı gibi pek çok terimi dilimize kazandırmıştır.

Günümüzde çok sayıda terim sözlüğü vardır. Türk Dil Kurumu çatısı altında hazırlanmış olanlara internet kanalıyla Türk Dil Kurumunun sayfasında ulaşılabilmektedir. Ancak terim meselesinin sonu yoktur. Düzenli olarak yeni terim ihtiyacı ortaya çıkmakta, bunların bir kısmı Türkçe malzemeyle üretilirken, bir kısmı da başka dillerden alınmaktadır.

Dilbilimin en temel bulgularından birisi “her dil konuşanlarının ihtiyaçlarına cevap verebilecek zenginliktedir” şeklindedir. Türkçe potansiyel olarak, diğer diller gibi konuşurlarının her türlü ihtiyacına cevap verebilecek bir dildir. Terim yetersizliği, bazı branşlarda örnek azlığı veya gelenek yokluğu nedeniyle Türkçe bilimsel yazı yazmanın muhtemel zorluğu gibi sorunlar dilin özünden değil, tamamıyla dilin kullanımından kaynaklanır. Her dilde olduğu gibi özellikle terim alanında ortaya çıkabilecek sözde eksiklikler, türetme, kopyalama vb. yollarla giderilebilir. Dolayısıyla Türkçenin bilim dili olup olmaması Türkçenin kendisinden kaynaklanan bir sorun değil, ana dili Türkçe olanların sorunudur. Kaldı ki Türkçeyle bilgi üretimi ve aktarımını Türkçenin kendisinin değil, ana dili Türkçe olanların yapması gerekir. Daha fazla imkan sunduğu düşünülen İngilizcede de terimler kendiliğinden var olmamış, bir konuyu araştıran bir bilim adamı tarafından üretilmiştir.
*
ANLAM BİLİMİ: TEMEL KAVRAMLAR

                                    Rıza Filizok

Anlam Bilimi  ve Pragmatik (edimbilim*):
Anlam bilimi, kelimelerin, cümlelerin, metinlerin anlamıyla ilgilenir. Asıl amacı, işaret ile işaretlenen şey arasındaki ilişkileri incelemektir. Kabaca söyleyecek olursak kelimenin anlamı ile ifade edilen nesne arasındaki ilişkileri inceler. Buna karşılık pragmatik, konuşan özne ile işaretler arasındaki ilişkileri inceler. Bu iki bilim, birbirinin tamamlayıcısıdır: Sözler, anlamlıdır, ancak asıl ve kesin anlamlarını kullanımda bulurlar. “O çok içiyor.” cümlesi anlamlıdır ama, nerede, ne için ve ne zaman söylendiğini bilmediğimiz sürece anlamı açık, sarih değildir. Bu  söz, söylendiği şartlar, kişiler, zaman ve olgular bilindiğinde asıl kesin anlamına kavuşur. Kimin içtiğini, neyi çok içtiğini ancak o zaman kavrarız. İşte pragmatik, sözün asıl  anlamının bu şartlara bağlı olduğunu göz önünde tutar ve sözü  bu dil dışı şartlara göre yorumlar.
Bu yeni kurulan bilim dalı, anlam bilime yeni katkılar sağlamıştır. Pragmatik, yeni bir bilim dalıdır ama atalarımız belagat ve fıkıh gibi bilim dallarında bu yöntemi bin yıldan fazla başarıyla kullanmışlardır.

Sözce (Enoncé) ve Cümle (phrase) :
Sözce terimi, İngilizce’deki (statement) ve Fransızca’daki (énoncé) terimlerinin karşılığıdır. Günümüzde cümle ve sözce terimleri farklı şeyleri ifade etmektedir. Cümle, biçimlerin (forme) birleşme düzeyidir, sözce, bildirişim düzeyinin terimidir. Konuşma anında söz dizimi kurallarına uyulurak söylenen sözler vardır, söz dizimi kurallarına uymadan söylenen, ama anlamlı olan sözler vardır. Sözce birincileri de  ikincileri de içine alır.
Cümle, sözün söylendiği an göz önünde bulundurulmadan tamamen dil içi bağlantılara göre (Özne, nesne, yüklem) tanımlanmış bir birimdir. Cümle, biçim bilimi ve sözdizim kurallarına göre yapılanır. Cümlenin anlamı, kelimelerin hakiki anlamlarına bağlıdır. Buna karşılık bir sözcenin anlamını zaman, yer ve kişiler belirler. Dil bilim ile pragmatiğin sözü farklı açılardan ele almaları cümle ile sözce farkının doğmasına sebep olmuştur.  Dil bilimi, eksiltili, yarım cümleleri de cümle imiş gibi açıklamaya çalışır. Pragmatik bilimi ise sadece dil dışı bağlamla (contexte) ilgilenir.
Sözceleme ve sözce ayırımı
    Sözce ile sözceleme arasında da fark vardır: Sözceleme (énonciation), sözün yaratıldığı süreçtir. Belli bir özne, belli bir anda, belli bir yerde, belli bir dinleyiciye (alıcı) karşı belli bir sözce üretir. Sözce ise bir söz söyleme işi sonunda ortaya çıkan dil ürünüdür. Buna karşılık sözceleme, söyleme işiyle birlikte eş zamanlı olan dil ürünüdür, tekrarlanması mümkün değildir.
Konuşanın ürettiği sözlü ve yazılı her mesaj sözce adını alır. Sözceleme ise sözcenin yaratıldığı bağlamdır.



Cümlelerin anlambilimsel nitelikleri:

- Analitik Cümle (Phrases analytiques): Kelime ve kelimelerin anlamı, cümlenin zorunlu olarak doğru olmasını gerektiriyorsa, bu cümle analitiktir:
Bekar, evlenmemiş kişidir.
Cisimler uzayda yer kaplar.
Bütün insanlar ölümlüdür.
Bu tip cümleler, “A, A’dır” tarzında ifade edilen cümlelerdir. Analitik cümlelerin doğru yahut yanlış olduğunu kelimelerin yine dil vasıtasıyla yapılmış tanımlarına uygun olup olmayışından anlarız. “Üçgenin dört köşesi vardır.” Cümlesi analitik bir cümledir, fakat anlamca yanlış bir cümledir. Çünkü, verilen bilgi, “üçgen”in tanımına uygun değildir. Görüldüğü gibi, analitik cümleler, dil ve tanımlarının dünyasını anlatırlar, dış dünyaya kapalıdırlar. Buna karşılık sentetik cümleler, olguları anlatırlar, olgu doğruysa doğru, yanlışsa yanlıştırlar.

- Sentetik Cümle (Phrases synthétiques): Cümlenin doğruluğu ve yanlışlığı ifade edilen şeye bağlı olan cümlelerdir. Olgusal bir içerikleri vardır: ”Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanı’dır.” Cümlesinin doğruluk ve yanlışlığı, ifade edilmek istenen olguya bağlıdır. Bu cümle, geçmiş zaman için doğru, bugün için yanlıştır. Bu tip cümleler, “A, B’dir” şeklinde ifade edilebilir. Burada A, bir nesneyi, B, A’nın bir niteleğini ifade eder. Sentetik cümlelerin doğru yahut yanlış olduğunu gözlem ve deneyle anlarız.
- Çelişik Cümle (Phrases contradictoires): Cümledeki kelime yahut kelimelerle cümlenin anlamının uyuşmamasıdır: “Bu adam ölümsüzdür.” (İnsan ve ölümsüz karşıt anlamlıdır. “antonymie”). Birbiri ile çelişen iki cümleye  de çelişik cümleler denir: “Bu sinek canlıdır” ile “Bu sinek ölüdür” cümleleri çelişiktir.
- Itnab (Paraphrases): Aynı önermeyi, aynı savı (proposition) ifade eden ve aynı şartlarda doğru yahut yanlış olabilen iki cümleden uzun olanına ıtnab cümlesi denir. Bu durumda İki cümlenin aslında içeriği aynıdır.

- Zorunlu sonuç cümleleri (Phrases impliquées):Bazen bir cümle ikinci cümlenin anlamını içerir. Bu durumda ikinci cümle onu içeren birinci cümlenin zorunlu sonucudur ve gereksizdir: “Ahmet Hasan’ı öldürdü. Hasan öldü.”
 

- Gerçeklerle ilişkili olmayan cümle: Soru ve emir cümlelerinin gerçeklik değeri yoktur, dolayısıyla analitik yahut sentetik cümle değildir.

-Sav (Proposition): Dilin aynı cümleyi yahut aynı fikri anlatmak için birden çok imkânı ve kalıbı vardır: Mesela “Ali, Veli’yi dövdü.” ve  “Veli, Ali tarafından dövüldü.” cümleleri aynı olguyu ifade eder. Bu cümleler gramer yönünden farklıdır ama, ortaya koydukları iddia aynıdır, anlamları aynıdır. İşte cümlenin yapısına bağlı olmadan var olan ve aynı kalan bu düşünce, sav adını alır. Sav, bir cümlenin,  dilinin ve sözdiziminin yapısından bağımsız olarak anlamıdır. Anlamdaş cümlelerin her birinde aynı kalan unsurdur.


https://www.google.com.tr/
*
Analitik-Sentetik Ayrımı


Immanuel Kant; Saf Aklın Eleştirisi'nde analitik ve sentetik yargılar olmak üzere iki ayrı kavram tanımlar. 
Analitik-Sentetik ayrımının en belirgin özelliği deneyden bağımsız veya deneye bağımlı olmadır.

Bunun yanı sıra analitik yargılar daima doğru olan yargılarken, sentetik yargılar doğru ya da yanlış olabilen yargılardır. 

Analitik yargılar içeriği boş yargılar olmaları dolayısıyla bilgimizi genişletmez ancak sentetik yargılar bilgimizi genişletirler. Kant şu şekilde ifade etmiştir:
İçinde bir öznenin yüklem ile ilişkisinin düşünüldüğü tüm yargılarda bu ilişki iki türde olanaklıdır. Ya B yüklemi A'ya bu A kavramında kapsanan bir şey olarak aittir; ya da B bütünüyle A kavramının dışında yatar, gerçi hiç kuşkusuz onunla bağlantı içinde duruyor olsa da. İlk durumda yargıyı çözümsel, ikincisinde birleşimli olarak adlandırıyorum.
—Immanuel Kant, Arı Usun Eleştirisi

Analitik ve sentetik yargılar kendi aralarında analitik a priori, analitik a posteriori; sentetik a priori ve sentetik a posteriori şeklinde ayrılabilirler.

Kant; analitik a posteriori yargılarla ilgilenmez çünkü bu yargılar bilginin kaynağının deneyde olmasıyla analitik olması bakımından çelişkilidirler. Diğer yargı tiplerinden sentetik a priori, ayrı bir öneme sahiptir. Çünkü bu yargılar genel ve zorunluluk bildirirken aynı zamanda deney yargısıdırlar.[1]
  • Ayrıca bakınız: A priori/a posteriori

Analitik
Analitik bir önerme, B yükleminin A öznesinin zaten tanım olarak bir özelliği olduğu önermelerdir. Analitik önermeleri belirlerken Kant tarafından kullanılan ilk ölçü tiçermedir. Bundan dolayı yüklemin kavramını elde etmenin yolu öznenin kavramını   çözümlemeden  geçer. [2]

« Hiçbir bekar evli değildir. »
Analitik yargıların belirlenmesinin bir diğer ölçütü çelişmezlik ilkesidir. Buna göre bir analitik yargının olumsuzu aklı çelişkiye düşürür. Eğer bir yargı analitik ise doğruluğu çelişki ilkesine göre bilinebilir.[3]

Bunlarda bir akıl doğrusu söz konusudur ve bu önermeler her zaman doğrudur. Yeni bir bilgi içermeyen önermelerdir. “Kare bir dörtgentir.” “Dünya elips şeklinde bir yörünge izler” gibi örnekler verilebilir.[4]

Kant analitik yargıları tanımlarken düşünme kavramını da kullanır. Düşünme kavramı olumlu anlamda analitik yargıları örneklerken, olumsuz anlamıyla sentetik yargıları işaret eder. Çünkü sentetik yargılarda, yargıya eklenen yüklem hiçbir şekilde öznenin kavramında düşünülmemiştir. Yani yüklem, hiçbir biçimde öznenin ayrıştırılmasıyla elde edilemez. Kant bunu şöyle ifade eder:[5]
Çözümsel yargılar yoluyla bilgimiz hiçbir biçimde genişlemez, tersine daha şimdiden taşımakta olduğum kavram ayrıştırılır ve benim kendim için anlaşılır kılınır.
—Immanuel Kant
Sentetik          

Sentetik önermelerde ise A öznesi, içinde B yüklemini barındırmaz.
« Tüm insanlar 5 metreden kısadır »
önermesi her ne kadar doğru olsa da insan tanım olarak böyle bir boy limitini içermediği için sentetik bir önermedir; bize kavramlar değil dünya hakkında bilgi verir.

Sentetik önermeler bize yeni bir bilgi verirler ve bu bilginin doğruluk değeri, deney ve gözleme dayanır. Mesela “Bazı ülkeler az gelişmiştir.” ifadesinin doğruluk değeri, deneysel ya da gözlemsel olarak ortaya konmalıdır.[4]

Sentetik yargılarda yüklemin kavramı öznenin kavramıyla ilintili olmakla kalmaz onun kapsamını artırır. Sentetik yargılarda kavramları birbirine bağlayan bir sentetik birlik vardır, bu sentetik birlik kendine bir dayanağı temel alır ve bu dayanak sayesinde bilgimiz genişler.[6]

Kaynakça
  1. ^ Immanuel Kant, Arı Usun Eleştirisi, Çev: Aziz Yardımlı, (İstanbul: İdea, 1993).
  2. ^ a.g.e A6/B10.
  3. ^ a.g.e A151/B190.
  4. ^ a b Ömer YILDIRIM'ın Kişisel Ders Notları. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 3. Sınıf "Klasik Mantık" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM).
  5. ^ Immanuel Kant, Arı Usun Eleştirisi, Çev: Aziz Yardımlı, (İstanbul: İdea, 1993), A8.
  6. ^ a.g.e A155/B194.
 Vikipedi, özgür ansiklopedi



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder