29 Eylül 2015 Salı

Anadili


Anadili

Dilin toplumsal yönüyle bireysel yönünü birbirinden ayırmak gerekir.

Dilin bireysel olan yanı, kişinin çeşitli özelliklerine, kültürel durumuna, düşünme yeteneğine, ruh yapısına ve ruhsal durumuna göre, insandan insana değişir. Bu yüzden, aynı ailede, birlikte yetişmiş, aynı kültür çevresi içinden gelen, aynı eğitimi görmüş, hatta aynı sınıfta okuyan iki kardeşin dili, özellikle söz varlığının kullanılışı açısından, birbirinden az çok farklıdır. Bu kardeşlerden biri, ruhsal durumu dolayısıyla kimi sözcükleri diğerinden daha sık kullanmakta, dildeki kavramları, düşündüklerini daha değişik yollardan anlatabilmektedir. Kardeşlerden biri, daha çok somut kavramları yeğlerken, öteki soyutlara yönelebilir. Kaldı ki aynı dil birliği içinden çıkan iki kişi arasında, yetiştikleri bölge, gördükleri öğrenim, yaşadıkları çevre, alışkanlıkları, meslekleri ve çeşitli eğilimleri dolayısıyla dil açısından ortaya çıkan farkların iki kardeş arasındaki farklarla karşılaştırılamayacak kadar büyük olması çok doğaldır. Aynı dil içinde bir bireyin dilinden söz edilebilir.

Dilin türleri konusu ele alınırken, önce anadilinden başlamak gerekir:

Doğan Aksan, anadilini şöyle tanımlar:

Anadili, başlangıçta anneden ve yakın aile çevresinden, daha sonra da ilişkili bulunulan çevrelerden öğrenilen, insanın bilinçaltına inen ve bireylerin toplumla en güçlü bağlarını oluşturan dildir.” Adından da anlaşılacağı gibi, bu dilin anneyle ilgisi, küçümsenmeyecek niteliktedir. Normal durumda çocuk, herkesten önce, annesinin ses dizgesini, annenin konuştuğu dilin ya da lehçenin çeşitli ses özelliklerini kazanır. Bununla birlikte kimi bilginler, anadili kavramında annenin temel olarak alınmaması gerektiği görüşündedir. Ancak bu bilginlerin de anadili tanımlarında yakın çevreye önem verdikleri görülür ki, annenin bu çevrenin odak noktası olarak düşünülmesi çok doğaldır.
Konunun asıl önemli yanı, anadilinin, dilbilim, dil yeteneği, toplumsal sorunlar, insan ulus ilişkisi bakımlarından taşıdığı değerdir:

Belli Bir Ses Dizgesi Olarak Anadili:

Anadili, belli seslerden, belli ses eğilimlerinden oluşan, kendine özgü bir dizgedir. Örneğin, dilimizdeki “ı” sesi, ancak kimi dillerde görülürken, Arapçadaki “ayın”, “hemze”, “gayın” gibi değişiklik sesler, dilimizde yoktur. Kimi dillerde ünlü, kiminde ünsüz boldur. Küçüklüğümüzden başlayarak kazandığımız, kendi ulusumuza özgü dize, başka dillerle karşılaştığımızda birtakım güçlükler doğurur, yabancı dili kendi dilimiz ölçüsünde öğrenmemizi güç, hatta olanaksız hale getirir.

Anlatım Yolu, Evrene Bakış Biçimi Olarak Anadili:

Çevremize, anadilimizin penceresinden bakar, evreni anadilimizin anlama ve anlatma yolundan giderek adlandırırız. Böylece, anadilimiz bize, ayrı bir evrene bakış, evreni anlatış biçimi verir.

Bir Ulusun Kültürünün Aynası Olarak Anadili:

Bir ulusun diliyle, kültürü arasındaki bağlar o ölçüde sıkıdır ki, yalnızca dil varlığının incelenmesiyle bir ulusun yaşayış biçimi, inanç ve gelenekleri, çeşitli nitelikleri ve tarih boyunca içinde bulunduğu kültür hareketleri konusunda bilgi edinebiliriz. Dil, bir toplumun kültürünün en başta gelen öğesidir.

Bir Toplumu Ulus Yapan Etkenlerin En Önemlisi Olarak Anadili:

Anadilinin en önemli özelliği, onun, ulusu ulus yapan öğelerin en güçlüsü olmasıdır. Toplumun bir üyesi olarak, bizim tolumla bütün ilişkilerimiz anadili aracılığıyla sağlanır; ama biz de ancak anadilimizle, bir toplumun parçası oluruz. İnsan ister birden çok dilin konuşulduğu bir çevrede ya da ülkede büyüsün, ister ana-babası değişik uluslardan gelmiş olsun, bu dillerden ancak biri anadilidir. Anadili insanı çepeçevre sarar ve bilinçaltına iner.

Dilbilimciler, aynı dili konuşan bir toplum, dolayısıyla aynı dil içinde bu dilin değişik türlerinin bulunduğuna dikkat etmiş; bunlara ayrı adlar vermiştir. Bu türlerden dilin yayılışı ve zaman içindeki değişmesiyle ilgili bulunanlar, dilbilgini olamayanların da sezebilecekleri “lehçe” ve “ağız”lardır.

Dilin başlıca yasalarından biri, sürekli bir değişme ve gelişme içinde bulunan bir varlık oluşudur. Bu dil, ayrı alanlarda, ayrı siyasal ve kültürel etkiler altında kaldığında kendi doğal gelişmesine bir de siyasal ve kültürel etkiler eklenmekte ve dilden bir bakıma, ayrılan adına lehçe dediğimiz birlikte meydana gelmektedir. Bir dilin kendi içinde alt kollara ayrılması, o dilin lehçelerini oluşturur. Bu itibarla, lehçeler, coğrafi ve sosyal ayrılıklar dolayısıyla, bir dilin ses yapısı, şekil yapısı ve kelime hazinesi bakımından, zamanla birbirinden az çok ayrılmış olan dallarına verilen addır. Çok geniş bir coğrafi alana yayılmış olan Türkçe, lehçe dallanmasının belirgin örneklerini verebilmektedir:Türkiye Türkçesi, Kazak, Kırgız, Özbek ve Altay Türkçeleri vb.

Lehçeden daha küçük bölgelere özgü olan ve daha küçük farklar gösteren dil türüne ise, ağız denir. Lehçeler bir dile nazaran o dilin dalları, ağızlar ise budaklarıniteliğindedir. Dolayısıyla ağızlar, lehçelerin konuşma diline dayanan kolcuklarıdır (Manisa ağzı, Muğla ağzı, Kastamonu ağzı, Kars ağzı vb.)

Lyons’a göre, dille yakın akraba lehçe arasındaki ayrımların büyük bölümü, daha çok politik ve kültürel açıdandır.


Bu da dilde kültürün ve toplum içindeki çeşitli olayların etkisine tanıktır. Ortak dil dediğimiz dil türünün doğuşu da genel olarak bu etkenler sonucunda ortaya çıkmıştır.


Ortak Dil 

Ortak dil bir ülkede konuşulan lehçe ya da ağızlar içinden yaygınlaşan ve egemen olana verilen
addır. 
Türkiye Cumhuriyeti’nde ortak dil, İstanbul ağzı üzerine kurulmuştur. 

Bir eyleminçekimi, bir sözcüğün söylenişi ya da kavramın anlatımı, ülkenin başka başka yörelerindedoğmuş, yetişmiş kişilerde değişiklik gösterebilir. 

Yeryüzündeki ortak diller genellikle yönetim ve kültür merkezlerinin lehçe ya da ağzı üzerine kurulmuştur. Bir ülkenin yönetim, siyaset ve kültür bakımından başta gelen kenti ya da yöresi, ülkenin öteki bölgeleri üzerinde etkili olmaya başlar. Yönetim ve siyaset merkezi, çeşitli bilim
kurumlarının, kuruluşların, üniversitelerin, sanat kurumlarının toplandığı bir merkez
durumuna girer. Bu merkezde, bilim ve sanat adamlarının çalışmaları ve bu merkezin
lehçesinin kullanılması, yörenin ağzının sivrilmesine yol açar. Örnek: İstanbul ağzı.



*







http://www.slideshare.net/oguzhanmeteozdemir/iletiim-dil-ve-kltr-28092221
*
ANA DİL Mİ, ANA DİLİ Mİ?

 Prof. Dr. Mukim SAĞIR

(...)

1.Türkçe sözlüklerde; dil bilimi, dil bilgisi terimleri sözlüklerinde “anne dili” terimine de madde başı olarak yer verilmeli, tanım da “Annenin dili ile ana, ortak dilin aynı olduğu veya olmadığı durumlarda, bireyin okul öncesi dönemde evinde, mahallesinde, köyünde daha çok ağız özellikleriyle konuşulan dil.” biçiminde yapılmalıdır. 

2. Türkçe sözlüklerde; dil bilimi, dil bilgisi terimleri sözlüklerinde “ana dil” teriminin anlamı, kullanım anlamı olarak “Ana, ortak dil ile aynı olan ve hâlen kullanılan dil.” şeklinde genişletilmelidir. 

3. Türkçenin eğitimi ve öğretimi söz konusu olunca yanlış anlamalara, yorumlara yer vermemek için “ana dili” terimikullanılmamalı onun yerine “ana dil” terimi de kullanım anlamı ile yer almalıdır.



*

Dil Nedir?

Bir sesli işaretler sistemi olan dil, aynı toplulukta yaşayan veya aynı milletten olan insanların anlaşabilmelerini sağlayan en gelişmiş iletişim aracıdır. Dilin kaynağı çok eskilere dayanır ve dilin kendinden doğma kuralları vardır. Dil, toplumun ortaklaşa meydana getirdiği ve kullandığı canlı bir varlık, sosyal bir kurumdur.

Ana dil nedir?

Bugün ses yapısı, şekil ve anlam bakımından birbirinden az ya da çok farklılaşmış bulunan dil veya lehçelerin, kök bakımından bilinmeyen bir tarihte birleştikleri ortak dil: Ana Türkçe, Ana Moğolca, Ana Altayca, Lâtince vb.
  Kendisinden başka diller veya lehçeler türemiş olan dil. (TDK)

Ana dili nedir?

İnsanın doğup büyüdüğü aile ve soyca bağlı bulunduğu toplum çevresinden öğrendiği, bilinç altına inen ve kişilerle toplum arasındaki ilişkilerde en güçlü bağı oluşturan dil.
Çocuğun ailesinden ve içinde yaşadığı topluluktan edindiği dil. (TDK)

Lehçe nedir?

Bir dilin tarihsel, bölgesel, siyasal sebeplerden dolayı ses, yapı ve söz dizimi özellikleriyle ayrılan kolu, diyalekt. (TDK)
Coğrafi ve kültürel etmenler bu ayrılmada rol oynar. Lehçelerde, ses, şekil ve kelime ayrılıkları çok büyüktür. Bazı dilciler, büyük ayrılıklarda lehçeyi başka bir dil olarak kabul etmeyi de önerirler.Çuvaşça ve Yakutça, Türkçenin lehçeleridir. Yakutlar, Sibirya'nın kuzeyinde otururlar, Şamanist ve Ortodoksturlar. Çuvaşlar ise Volga'nın iki kolunun kesiştiği bölgededirler ve Ortodoks dinindedirler.
Şive nedir?
Bir dilin izlenebilen tarihi dönemlerinde ayrılmış koludur. Ayrılıklar, lehçede olduğu kadar değildir. İstanbul'da gelirim derken, Türkistan şivesinde kelür men denir. Ayrılık yazı diline girmiştir. Sınıflamalar da yazı dillerine göre olur.
Ağız nedir?
Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Karadeniz ağzı, Konya ağzı gibi .

Anadolu ağızlarınden örnekler:

Batı Anadolu Ağızlarından Örnekler Batı Anadolu Ağızlarından Örnekler:
Alnacında: Tam karşısında.
Anşırtmak: İma etmek.
Burma: Musluk.
Çilpi: Küçük, ateş tutuşturmakta kullanılan odun parçası.
Bağa: Guatr
Çiritmek: Üşümek, titremek.
Değin: Sincap
Genk: İşlenmemiş sert toprak.
Imgıraz: Hastalıklı, çökmüş (kişi)
Keşir: Havuç
Göcen: Tavşan yavrusu.
Göde: Zayıf, çelimsiz.
Doğu ve Günedoğu Anadolu Ağızlarından Örnekler
Böğürcük: Böbrek. 
Cembek: Kalabalık aile.
Yanır: Yara.
Pisik: Kedi.
Mişmiş: Kayısı, zerdali.
Küncü: Susam.
Ariş: Asma.
Tağa: Pencere.
Tike: Parça (kuşbaşı et).
Kara yatılık: Tifo.
Öden: Mide.
Ölülük: Mezarlık.
Orta Anadolu Ağızlarından Örnekler
Bük: Ağaçlık yer.
Cilis: İyice, hepten.
Çıdırgı: Ateş tutuşturmakta kullanılan kuru dal parçaları.
Efenekli: Aşırı titiz.
Çörtleğen: Binanın damından yağmur vb. suyunun akmasını sağlayan madeni oluk.
Enek: Meyve çekirdeği.
Gidişmek: Kaşınmak.
Ellik: Sahur.
Filke: Musluk.
Homukmak: Memnuniyetsizliğini yüz ifadeleriyle belli etmek.
Pürçüklü: Havuç.
Balak: Tavşan yavrusu.
Kuzey Anadolu Ağızlarından Örnekler
Güpül: Şişman.
Hasarı: Büyük su kamalı.
Kemçük: Eğri.
Orakayı: Temmuz.
Yal: Hayvan yiyeceği.
Teğin: Sincap.
Çağ: El yıkama yeri (lavabo), banyo yapma yeri (banyo).
Çerik: Tuzlanmış ve kurutulmuş et.
Eze: Teyze.
Çiğit: Meyve çekirdeği.
Kırtlamak: Isırmak.
Tokat ağzından örnekler:
badal=merdiven 
heğri=aman sende 
bakraç=küçük bakır tencere 
çit=başörtüsü,yazma 
düğü=bulgur 
işkefe=kuru yufka 
gadder=kadar 
zere=zira 
ağleşmek(eğleşmek)=durmak,duraklamak 
vareş=varmak 
dekmük=tekme 
sorutmak= ayakta durmak= ayakta dikilmek 
bıldır=geçen sene
heraf=serin
şordan ağrı=şu taraftan, şuradan
ecük=azıcık
seğirtmek=koşmak
çimmek=duş almak, yıkanmak
gücük ayı= kış ayı
arbul ayı= nisan ayı
ivez>üvez= sivrisinek
bayahtan= demin, az önce, şimdi 
ellâğam=sanırım, anlaşılan, demek ki
http://www.turkedebiyati.org/lehce-sive-agiz-dil-nedir.html
*

  





Test

1. Toplumda genelde sokak kültürünü temsil eden insanların kullandığı özel kelime dağarcığıdır. Dikkat edilmesi gereken husus, anlamını bilmediğimiz bu tarz kelimelerin olur olmaz her zemin ve zamanda kullanmamaktır.
Yukarıdaki parçada tanıtılan kavram aşağıdakilerden hangisidir?
A) Ağız
B) Şive
C) Argo
D) Lehçe        
E) Jargon
*
2. Bir dilin bilinen, takip edilebilen devirlerinde ondan ayrılan, bazı bakımlardan farklılık gösteren kollarına denir. Azerice, Kazakça, Özbekçe Türkçenin .....
Bu parçanın sonuna, dil-kültür ilişkisi göz önünde bulundurularak aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A) lehçesidir.  
B) şivesidir.
C) ağzıdır.       
D) jargonudur.
E) simgesidir.
*
3. Bir dilin, metinlerle takip edilemeyen, çok eski bir zamanda birbirinden ayrılan kollarına-----adı verilir. Bu cümlede boş bırakılan yere, aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

A. Ağız

B. Şive

C. Lehçe

D. Argo

E. Jargon

Cevap anahtarı:
1- C,2.B, 3.C,




Ek Okuma


Lehçe (dil bilimi)

Lehçe ya da diyalekt, bir dilin belli bir coğrafî bölgedeki insanlar tarafından konuşulan çeşididir.

Tanım
Lehçe, kendi kelime dağarcığı ve grameri olan sözel (sözlü veya işaretli olan; ama mutlaka yazılı olmayabilen) bir iletişim sistemidir. Diyalektle uğraşan bilim kolu ise diyalektoloji olarak adlandırılır. Lehçeyi konuşan kişilerin sayısı ve bölgenin büyüklüğü değişir. Bu yüzden geniş bir bölgede pek çok lehçe olabileceği gibi o lehçelerin konuşulduğu daha küçük bölgelerde de başka lehçeler olabilir.

Lehçe kavramı aşağıdaki ilgili kavramlardan ayrı tutulur:

Sınıf dilleri (sosyolekt), bir dilin belli bir sosyal sınıf tarafından konuşulan çeşididir,

Standart diller, genel kullanım için standartlaştırılmış dillerdir (örneğin yazım standartları),

Jargon, belli bir meslek veya uzmanlık dalının özelleşmiş kelime hazinesi içeren dilidir,

Argo, bir grup üyelerinin yabancılar tarafından anlaşılmamak için geliştirdiği, kendi ana dilleri veya lehçelerindeki standartlara uymayan kullanımlardır,

Pidgin ve melez diller (creole) birbirinin dilini bilmeyen toplulukların anlaşabilmek için oluşturdukları karma dillerdir.

Bir dilin çeşitleri sadece gramer ve kelime hazineleri ile birbirinden ayrılmaz, ritim ve ahenk de dahil olmak üzere telaffuz ile de farklılık gösterebilir. Eğer farklılıklar telaffuz ve seslendirmeden ibaretse "lehçe" veya "çeşit" terimlerinden ziyade "şive" terimi kullanılır.

Sınırlı olmasından dolayı, tarihte yüzyıllarca dar bir bölgede konuşulan ağzın, mensup olduğu yazı dilinden ayrılıklar göstermesi olağandır. Çünkü yazı dili bir milletin kültürünün muhafazası için gelişmiş, başka dillerle münasebette bulunmuş, kendi kaideleri içinde yeni dil unsurları yaratmış, başka dillerden aldığı yabancı kelimeleri kanunlarına uydurmuş ve kendisine mensup ağızlarda hâkim olarak varlığını sürdürmüştür. Ağızların mensubu bulunduğu dille ayrıldığı noktaları takip etmek, yazılı mahallî metinler varsa mümkün olur. Ağızdaki gelişme, hep sözde kalması sebebiyle yazı diline nispetle daha hızlıdır. Bu yüzden bazen bir ağız ile mensubu bulunduğu kültür, yani yazı dili arasında büyük ayrılıklar ortaya çıkabilir. Günümüzde Rusya ve Türki cumhuriyetlerde her bölgede ayrı bir alfabe kullanılmaktadır. Böyle durumlarda aradaki ufak farklardan hareket edilerek zamanla aynı dilin başka iki şekli ortaya çıkar.

Ağzın zamana ve tekniğe tahammülü yoktur. Teknik, bir ağızın tespitinde ne kadar fayda sağlarsa, girdiği bölgenin ağzını da kaçınılmaz biçimde değiştirir. Bilhassa radyo, televizyon ve videonun girdiği yerlerde konuşma değişikliğe uğrar ve kültür, yani yazı dilinin bu vasıtalarla ağza tesiri bölge diyalektine hâkim olur. Böylece ağız, mensubu bulunduğu yazı diline katılmış olur. Bunun yanında bölgenin dışarıyla temas eden insanlarıyla, dar coğrafyada hayat süren insanları arasında da ağız yönünden farklar görülür. Dışarı gidenler bölge ağzına yabancı dil unsurları getirirler. Aynı durum, okuma yazma bilen ve bilmeyen insanlar için de söz konusudur. Okumuş yazmış insanların ağızlarında yazı dilinin tesiri çok fazladır. Okuma yazma bilmeyen kişiler ise ağızlarını muhafaza ederler.

Ağız, mensubu bulunduğu kültür dili ile aynı dile bağlı lehçe ve şiveler konusunda ipuçlarına sahiptir. Ayrıca bir dilin tarihteki gelişimi, diğer lehçe ve şivelerle mukayese imkânı da verir. Bunun yanında yazı dilinin beslenmesi ve geliştirilmesinde diyalektlerin, yani ağızların oynadığı rol büyüktür. Türkçenin diyalektleri henüz yeterince tespit edilmiş değildir, yaşayan ağızlar için bir arşivden de mahrumdur. Bazı Batı dillerinde bu ağızları takip etmek amacıyla dil atlasları hazırlanmıştır.

Tarihçe

Almanya
Almanya'da diyalekt çalışmaları 19. asırda başlamış olmasına rağmen temeli daha eskilere dayanır. Örneğin Luther halk dili kullanmıştır. Ama ülkedeki asıl diyalekt çalışmaları Jacob Grimm ile başlamıştır. J. Grimm tarihi dil araştırmalarıyla Alman diyalekt araştırmalarını sağlam bir yola sokmuştur. Almanya'da diyalekt araştırmalarına daha çok romantizmin dayandığı millî ve tarihi varlığa duyulan arzu sebep olmuştur. Böylece millî düşüncenin temeli sayılan dil üzerine Jacob Grimm, Franz Bopp ve Wilhelm von Humboldt çalışmalara başlamışlardır. Bavyeralı Johann Andreas Schmeller (1785-1852) de bölgesinin ağızlarını gramer bakımından incelemiş ve diyalektoloji (ağız çalışmaları)nin kurucusu olmuştur. Schmeller ağızları fonetik ve morfolojik (ses ve yapı) bakımından dilin eski çağlarını aydınlatan bir vasıta olarak kabul etmiştir. Bu bilginden sonra Almanya'da ağız incelemeleri ve araştırmalarının önde gelen hedefi ağızların tasnifini yapmak olmuştur. 1876 yılından sonra sesi esas alan gramerciler ortaya çıkmıştır. Bütün bu çalışmalar mahalli ağızların ses ve yapısı ile kelime servetini ve cümle yapısını ihtiva eden tasvirî gramerlerin yazılmasını sağlarken ağızlara has fonograf arşivlerinin meydana getirilmesi ve neticede Georg Wenker'in gayretleri ile Alman Devleti Dil Atlası'nın yapılması ile sonuçlanmıştır.

Fransa

Buna paralel olarak Fransa'da da diyalekt çalışmaları yapılmış ve Fransa Dil Atlası ortaya konmuştur. Fransa'da bu işi başlatanlar Tourtoulon ve Bringuier olmuş; Jules Gilliéron ile öğrencisi E. Edmond da kurumsal hale getirmişlerdir. Son iki bilgin işe başlarken Almanya'daki çalışma ve tecrübelerden faydalanmış, ama vasıtasız bir metod takip etmiştir. Fransa'da 639 yer seçerek dil malzemesi derlemiş, ayrıca ağızlardaki kelime servetini toplamayı da ihmal etmemişlerdir. Neticede 1903 yılında Gilliéron ve Edmond Fransız Dil Atlası'nın elli ciltlik haritasını yayına muvaffak oldular. Eser milyondan fazla dil şeklini ihtiva ediyor ve 1920 haritadan meydana geliyordu.

Türkiye

Türkçe için bu araştırmalar, daha 11. asırda büyük Türk dilcisi ve Türkçe müdafii Kaşgarlı Mahmud'la başlamıştır. Kaşgarlı külliyatı, devrine göre bütün Türk lehçe ve şivelerini içine alır mahiyettedir. Türk diyalekti çalışmaları, Kaşgarlı'dan bu yana ele geçmemiş eserler hariç tutulursa Türkolog Wilhelm Radloff'a kadar durmuştur. Kaşgarlı Mahmud'un yolundan giden Radloff bilhassa Türkiye dışı Türklerinin ağız malzemelerini toplayarak bu alanda Türkolojinin önde gelen hadimi olmuştur. 10 cilt tutan Proben çeşitli Türk şivelerine ait diyalekt malzemesini ihtiva eder. Proben'in Türkiye ağızlarına ayrılan 7. cildinin toplamasını Macar Kunoş yapmıştır.


Dil Kurumu'nun kurulmasıyle halk ağzına açılış başlamış, bir yandan bu kurum diğer yandan da üniversiteler olmak üzere diyalekt malzemeleri toplanmış, bu malzemelerin bir kısmı incelenerek Derleme dergisi adı altında on iki cilt olarak neşredilmiştir. Ancak Türk dilindeki uydurmacılık ve tasfiyecilik akımları, ağızlardan gelen kelime servetinin kültür dilinin içinde yeterince yer alamaması, girenlerin de çoğunlukla yanlış kullanılmasıyla sonuçlanmıştır.
Anadolu ağızlarıyla ilgili Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu'nun 8 ciltlik bir derlemesi vardır. Çeşitli üniversitelerde ağızlar üzerine doktora tezleri hazırlanmaktadır. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Prof. Dr. Sadettin Buluç ve Anadolu ve Rumeli Ağızları Bibliyografyası ile Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Prof. Dr. Ali Akar bu konuda çalışmalar yapan bilim insanlarıdır. Anadolu ağızlarının sınıflandırılması ise kapsamlı biçimde ilk defa Prof. Dr. Leyla Karahan tarafından yapılmıştır.

Standart ve standart olmayan lehçeler

Standart lehçe (veya standartlaştırılmış lehçe veya "standart dil") kurumlar tarafından desteklenen bir lehçedir. Devlet tarafından tanınmak veya seçilmiş olmak, okullarda bir dilin "doğru" biçimi olarak sunulmak, "doğru" yazım ve telaffuzu belirten basılı dilbilgisi kitapları, sözlükler ve okul kitaplarının varlığı ve bu lehçeyi kullanan yaygın bir edebiyatın bulunması, standart lehçenin gördüğü desteğin örnekleri olarak sayılabilir. Örneğin Standart Amerikan İngilizcesi, Standart Britanya İngilizcesi ve Standart Hint İngilizcesi İngilizce dilinin standart lehçelerinden sayılabilir.

Standart olmayan bir lehçe tam bir kelime hazinesi, gramer yapısı ve sentaksa sahip olsa da kurumsal desteğe sahip değildir.

"Lehçe" - "dil" ayrımı

Dilleri lehçelerden ayırt edici herkesçe kabul görmüş kıstaslar olmamakla beraber bu yönde kullanılan bazı düşünce sistemleri (paradigmalar) oluşmuştur. Bunlar bazen birbiriyle uyumsuz sonuçlar da doğurabilirler, kullanıcının bakış açısına bağlı olarak bu konuda tam bir ayrım yapmak subjektif olabilir.

Farklı diller çoğu zaman bazı nedenlerle dil değil lehçe olarak sınıflandırılır:

Edebi dil değillerdir (veya öyle oldukları kabul görmüyordur), veya
O dilin kullanıcılarının kendi devletleri yoktur, veya
O dilin prestiji yoktur.
Bazı dilbilimciler bu ayrım konusunda bir seçime bağlanmak istemedikleri zaman "idiom" terimini kullanırlar.

Antropolog dilbilimciler lehçeyi bir dilin belli bir 'dil topluluğu tarafından kullanılan şekli olur tanımlarlar. Bir başka deyişle, dil ile lehçe arasındaki fark, genel ve soyut ile, özel ve somut arasındaki farktır. Bu bakış açısına göre o dili kimse konuşmaz, herkes o dilin bir lehçesini konuşur. Belli bir lehçeyi "standart" veya "doğru" olarak kabul edenler aslında bu terimleri kullanarak sosyal bir ayrımı ifade ederler. Çoğu zaman standart dil bir toplumun seçkin sınıfının dilidir.

Prestijin o kadar önemli olmadığı toplumlarda "lehçe", bölgesel dil kullanım farklılıklarına işaret ederek yabancı birisinin geldiği yeri anlamaya yarar. Dilbilimciler bu anlamıyla lehçeden bahsederken genelde birbirini anlayabilen, "aynı şekilde" konuştuğunu düşünen geniş bir topluluk içinde ufak çeşitlilikleri kastederler.

Günümüz dilbilimcileri, bir dilin sosyal statüsünün sadece dilbilim kıstaslarıyla benimsenmediğini, tarihsel ve siyasî gelişmelerden de etkilendiğini bilirler. İsviçrede konuşulan Romanç dili yazılı bir dil olmasına ve dolayısıyla lehçe değil dil olarak sayılmasına rağmen, İtalyanca'nın Alp dağlarındaki Lombardik lehçelerine çok benzer. Bunun zıddı bir örnek ise Çince için verilebilir, bu dilin çeşitlerini kullananlar konuşarak birbirlerini anlayamasalar da ortak bir edebi gelenek ve yazım standardına sahip oldukları için konuştukları ağızlar lehçe sayılır.

Siyasî Etmenler

Siyasî gerçekler ve ideolojilere bağlı olarak konuşma çeşitlerinin lehçe veya dil olarak sınıflandırılması ve diğer konuşma türleriyle olan ilişkileri tartışmalı olabilir ve bu konuda yapılan sınıflamalar tutarsız olabilir.
İngilizce ile Sırp-Hırvat dili bu durumu örneklerler. İngilizce ve Sırp-Hırvat dilinin ikişer ana çeşidi (Britanya İngilizcesi ve Amerikan İngilizcesi ile Sırpça ve Hırvatça sırasıyla) vardır. Politik nedenlerden, bu çeşitlerin lehçe mi dil mi olduğu konusunda farklı görüşler vardır. Müttefik ülkelerde kullanılan Britanya ve Amerikan İngilizceleri hemen herkesçe tek bir dilin lehçeleri sayılırken Sırbistan ve Hırvatistan'ın standart dilleri, birbirlerinden İngilizcenin lehçeleri kadar farklı olmalarına karşın, özellikle bölgenin pek çok dilbilimcisi tarafından farklı diller sayılırlar. Bunun nedeni büyük ölçüde bu iki ülkenin dostlukla düşmanlık arasında gidip gelmesidir. Sırp-Hırvat dili maddesi bu konuya daha ayrıntılı olarak değinmektedir.

Buna paralel örnekler çoktur. Makedonca, Bulgarca bilenler tarafından anlaşılabilir olması ve Bulgarcanın bir lehçesi sayılmasına rağmen Makedonya Cumhuriyeti'nde kendi başına bir dil ilân edilmiştir. Lübnan'da ise ülkenin Arap dünyası ile yakınlaşmasına karşı çıkan milliyetçi (ve Hristiyan) sağcı Sedir Bekçileri Partisi "Lübnanca" adlı bir dilin tanınmasını istemektedir ve hatta Arap alfabesi yerine antik Fenike alfabesinin kullanılmasını savunur.

Buna karşın Han Çincesinin konuşulan dilleri, Çin'de millî birliği sağlamak amacıyla Çince'nin lehceleri sayılırlar.

"Dil nedir?" sorusunun cevaplanmasına etki eden siyasi faktörler o kadar çoktur ki, sosyo-kültürel bir yaklaşıma gitmeden, sadece dilbilimci bir tanım kullanmak imkânsız görünmektedir. Bu bağlamda Yidiş dilbilimci Max Weinreich "Dil, ordusu ve donanması olan bir lehçedir" ("A shprakh iz a dialekt mit an armey un flot" , "אַ שפראַך איז אַ דיאַלעקט מיט אַן אַרמײ און פֿלאָט", Yivo-bleter 25.1, 1945, sf. 13), diyerek dillerin asimilasyon yoluyla oluştuğunu ifade etmiştir. (Weinrich bu deyimin kendisine ait olmadığını belirtmiştir ama asıl kaynak bilinmemektedir.)

Tarihçi dilbilim bakış açısı

Çoğu tarihçi dilbilimci, her konuşma biçimini içinde geliştiği iletişim ortamının bir lehçesi olarak görür. Bu bakış açısına göre modern Romans dilleri Latincenin lehçeleridir, modern Yunanca antik Yunancanın bir lehçesidir. Bu paradigma sorunlu olabilir, çünkü kalıtsal ilişkileri birinci derecede önemli saymaktadır; oysa bir dilin lehçeleri karşılıklı olarak anlaşamayabilir. Ayrıca bir ana dil çeşitli lehçeler doğurunca bunlardan bazıları diğerlerinden daha hızlı gelişebilir. Bu durumda bir dilden türemiş üç lehçeden tarihsel olarak birbirinden uzak olan ikisi, yapısal olarak birbirine daha yakın olabilir. Modern Romans dillerinde bu örnek açıkça mevcuttur; İtalyanca ve İspanyolca karşılıklı anlaşabilir ama her iki dil de Fransızca ile anlaşamaz; oysa her iki dilin Fransızcaya olan kalıtsal yakınlığı birbirlerine olan kalıtsal yakınlıktan daha fazladır. Fransızca, İspanyolca ve İtalyancadan daha hızlı gelişmiştir.

Türkçede lehçe kavramını savunanlar da Tarihçi dilbilim bakış açısının etkisindedirler. Bu bakış açısına göre modern Türk dilleri, Göktürkçe'nin lehçeleridirler. Bu yüzden Çuvaşça, Yakutça ve Dolganca hariç diğerleri lehçedir.

Diyalektolojide kavramlar

Karşılıklı anlaşma

Bazı uzmanlar lehçeleri dillerden ayırt etmek için lehçelerin karşılıklı anlaşabildiğini ama dillerin anlaşamadığını öne sürmüşlerdir. Bu fikir ilk göründüğü kadar bariz değildir. İtalyanca ve İspanyolca konuşanlar birbirlerini büyük ölçüde anlayabilmelerine rağmen İtalyancanın iki lehçesini konuşan Lombardlılar ve Sicilyalılar'ın birbirini anlaması çok daha zordur. Kürtçe'nin lehçeleri olan Kurmanci, Sorani, Kelhuri arasında da böyle bir sorun mevcuttur.

Çiftdillilik (Diglossia)

Bu konuda bir diğer sorun, bir toplumda birbiriyle yakından ilişkili, ama iki farklı sınıf tarafından konuşulan diller olması durumudur. Bunlardan biri genelde devlet dili, öbürü daha az prestijli halk dilidir.

Lehçe sürekliliği

Lehçe sürekliliği (continuum) coğrafî olarak yakın lehçelerin birbiriyle anlaşabilip, uzaklık arttıkça anlaşmanın azaldığı bir lehçeler grubudur. Bunun iyi bilinen bir örneği Afrikaansca-Felemenkçe-Frisian-Almanca sürekliliğidir. Burada dört tane kabul görmüş edebî standarda ilaveten bu dilleri birbirine bağlayan çok sayıda lehçe vardır. Standart Hollandaca ve Almanca konuşanlar karşılıklı anlaşamasa da bu iki dili birbirine bağlayan bir lehçeler zinciri üzerinde coğrafî olarak komşu olan iki lehçe arasında bir anlaşma kopukluğu yoktur.

Benzer bir lehçeler ağı doğu Slav dilleri arasında görülür. Bunların arasında Rusça, Belarusça ve Ukrayna dili edebî standartlı dillerdir. Sırp-Hırvat dili de dört ana lehçe ve üç edebi standartın bir ağı olarak görülebilir. Romans dilleri (Portekizce, Kastilya İspanyolcası, Katalanca, Galisyaca, Provensal, Fransızca, Oksitanca, Korsikaca, Sardinyaca, Sicilyaca, Romanç, Friulianca ve diğer İtalyan lehçeleri, Rumence ve diğerleri de başka lehçe sürekliliği oluştururlar.

Diasistem

Diasistem iki veya daha fazla standart hali olan tek bir dile denir. Bunun bir örneği Hindu-Urdu veya Hindustani dilidir; Urdu ve Hindi olmak üzere iki standart çeşit içerir.

Çokmerkezlilik

Çokmerkezli bir dil birkaç standart çeşidi olan bir dildir, İngilizce, Almanca veya Çince gibi.

Ausbausprache - Abstandsprache - Dachsprache ayrımı

Avrupa dilbilimcileri arasında yaygın olup Anglosakson ülkelerde pek bilinmeyen bu yaklaşım, yukarda belirtilen dil-lehçe ikilemini aşma amacıyla geliştirilmiştir. Konuşma çeşitlerini sınıflandırırken "dil" ve "lehçe" gibi yüklü sözcükleri kullanmak yerine (henüz) siyasi, kültürel veya duygusal çağrışımları olmayan Ausbausprache - Abstandsprache - Dachsprache sözcükleri kullanarak konuşma çeşitleri sınıflandırılmaktadır. Bu deyimler tartışmalı konulara taze bakış açısıyla bakılmasına fırsat verebilir.

Dış bağlantılar

KOCAOĞLU, Timur - DÜNYADA TÜRK DİLİ, Sosyo-Politik Bir Yaklaşım, Türk Dil Kurumu, Ankara, 3 Ekim 1996

Türk Dili Konu Anlatımı

Lehçe oluşum süreçleri ile ilgili olarak bk: Ali Akar, "Lehçe Oluşma Şartları ve Evreleri Bakımından Eski Türkiye Türkçesi", Türklük Bilimi Araştırmaları-Journal of Turkology Research, Uluslararası hakemli dergi, 28. Sayı/Volume, 2010-Güz/Autumn,(http://www.tubar.com.tr/TUBAR%20DOSYA/pdf/2010GUZ/akar_ali_15-29.pdf)

Kaynakça
İngilizce Wikipedia'da lehçe maddesi
Moğolca Wikipedia'da lehçe maddesi
Azerbaycanca Wikipedia'da lehçe maddesi
Tatarca Wikipedia'da lehçe maddesi

Vikipedi, özgür ansiklopedi


*
KAYNAK: Çınar, İkram. 2007. "Ulusal Dil, Ana Dili ve Eğitim Dili."
Eğitişim Dergisi. Sayı: 15 (Mayıs 2007).

ULUSAL DİL, ANA DİLİ VE EĞİTİM DİLİ

İkram Çınar

Yeryüzünde 6.909 dil konuşulmaktadır [1] (lehçeler de bu sayıya dâhil). Bu sayı aynı zamanda kavimlerin de sayısıdır. Oysa Birleşmiş Milletlerin resmen tanıdığı devlet sayısı yüz doksan ikidir. Bunların hepsi ulus devlettir. Bunun anlamı her ulusun birden çok kavimden oluştuğu, birden çok sayıda dil konuşulduğudur. Ulus (millet), kavim ve inançların ötesinde siyasal bir birliktir.

Ulus devletin yurttaşları hangi kavimden (etnisite, ırk) olursa olsunlar diğerleriyle ortak amaçları paylaşmak, işbirliği yapmak, dayanışmak, ulusal kaynakları, ülkenin nimet ve külfetlerini dengeli biçimde paylaşmak için iletişim kurmak zorundadırlar. İletişimde en etkili yol ise dildir.

Bazı ulus devletlerde onlarca, bazılarında yüzlerce yerel ya da bölgesel dil konuşulmaktadır. Yüzlerce dil konuşulan bir ulusun bireylerinin hangi dil ya da dillerde birbiriyle iletişim kuracakları, çocukları hangi dilde eğitecekleri sorun olarak ortaya çıkar. Her bireyin onlarca ya da yüzlerce dili öğrenemeyeceğine göre ülke içindeki dillerden birini resmî (ulusal) dil yapıp iletişimi o dil ile sürdürmeleri kaçınılmazdır. Böylece resmî dil aynı zamanda ulusal dil ve eğitim dili olur.

Türkiye’de de yurttaşların bir kısmının farklı dilleri olmakla birlikte Türkçe ulusal dilimizdir. Türkçe, tarihsel kullanım, bilimsel işlenmişlik, kültürel gelişkinlik, kavramsal yetkinlik alanlarında daha fazla kullanılma ve yetkinleşme olanağını bulmuş ve uzun yıllar devlet dili; yasa, ekonomi, eğitim, bilim kültür dili olmuştur. Türkçe ulusal dil olduğu için eğitim de Türkçe olarak yapılmaktadır.

Ana dili

Tam da bu noktada ana dili üzerinde durmak gerekmektedir: Ana dili kavramı yaygın biçimde yanlış kullanılmaktadır. Ana dili insanın anasının konuştuğu ya da etnik kökeninin dili değildir. Ana dili, bireyin kendisini en iyi ifade ettiği, evinde ve çevresinde konuştuğu ve büyük ölçüde ilk öğrendiği dildir. Bir örnekle açıklanacak olursa; ortak dilleri Türkçe olan bir Rus ile bir Alman’ın evliliklerinden doğan çocuğun ana dili Rusça ya da Almanca değil, Türkçe olacaktır. Çünkü evdeki iletişim Türkçe olarak sürdürülmekte ve çocuk da bu nedenle hayata Türkçe ile başlamakta ve sürdürmektedir.

Ana dili ile ulusal dilin farklı olması hâlinde eğitimin hangisinde sürdürüleceği hususundaki tartışmalar sürmektedir. İleri sürülen tezlerden biri, çocuğun ulusal dili öğreninceye kadar en iyi bildiği dil olan ana dili ile eğitime başlamasının onun gelişimine daha uygun olacağıdır. Ancak iki dilli eğitim uygulamaları birçok ülkede başarılı sonuçlar vermemiş, bu tür bir eğitim sürdüren çocuklar diğerlerine göre başarısız kalmışlardır. ABD (Beykont 2002) ve Danimarka’nın başını çektiği çeşitli batılı ülkeler iki dilli eğitimi kaldırmaktadırlar. Bundaki gerekçe hem ulusun bütünlüğüne olan tehdidin artması hem de ulusal dili yeterince bilmemekten kaynaklanan hak kayıplarıdır. Batıda bu yönde bir gelişme yaşanırken, AB sürecinin koşulu olarak Türkiye için etnik dillerde eğitim dayatması dikkat çekmektedir.

Ulusal dil

Uluslaşma sürecini tamamlayan birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de ana dili ile ulusal dil büyük ölçüde aynılaşmıştır. Bunda eğitim hizmetlerinin yaygınlaşması, toplumun genel eğitim düzeyinin yükselmesi, mevsimlik ve düzenli iç göçler ile kitle iletişim araçlarının her eve girmesinin büyük etkisi olmuştur. Türkiye’de Türkçeyi bilmeyen insan oranı her geçen gün azalmaktadır. Bu aynılaşma, kalkınma ve demokratikleşme bağlamında önemli ve olumlu bir gelişmedir. Ulusu oluşturan kesimlerden biri ulusal dili bilmiyorsa, ülkenin bütün yurttaşlarına sunduğu nimetlerden (iş bulma, seyahat, sağlık hizmeti alma, adalet arama, eğitim vb) tam olarak yararlanamayacağı gibi külfetleri (işsizlik, eğitimsizlik, sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamama vb.) de katmerli olarak yaşar. Resmî dilin bir kısım yurttaş tarafından yeterince bilinmemesi adaletsizliklere ve eşitsizliklere yol açar ve birçok toplumsal huzursuzluğa kaynaklık eder. Yurttaşlar, resmî dili bildikleri ölçüde demokratik süreçlere katılabilirler. Bu durum katılımcı demokrasiyi de geliştirmektedir.

Ulusal dilin tüm yurttaşlarca öğrenilmesi bir hak olduğu kadar bir görevdir de. Ulusal dil ülkedeki dil birliğini sağlayarak ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel alanlarda iletişim yoluyla birçok katkı sağlar. Dil birliği siyasal, toplumsal ve kültürel bütünleşmeyi pekiştirir.

Yabancı dilde eğitim

İnsanların yabancı bir dil öğrenmeleri başka kültürleri tanımasını sağlar. Edinilen bu dil bilim, sanat ve kültür dili ise bireyin dünyayı izlemesine, o dilde üretilen bilgilere ulaşmasına, yeni sentezlere ulaşmasına ve kendi kültürüne yeni katkılar sağlamasına sebep olur. Bilişim teknolojisinin gelişmesinin sonucu olarak dünya ile iletişim kurmak ve bu amaçla yabancı dil bilmek günümüzde daha fazla önem kazanmıştır. Ancak okullarda yabancı dil öğretimi ile yabancı dilde öğretim arasındaki farka duyarlı olmak gerekir. Yabancı dilde öğretim bireylerde anlam ağlarının parçalanmasına, toplumun ortak algı ve değerlerinin ortadan kalkmasına ve sonuçta kültürel parçalanmaya yol açar. Ülkemizde görüldüğü gibi bir kısım okumuş, üst yönetici ve milletimizin “entel dantel takımı” diyerek alaya aldığı, mankurtlaşmış insan tipleri ortaya çıkar. Yine bu bağlamda değerlendirilmesi gereken bir konu da AB ülkelerinin her öğrenciye üç dil edindirmeye çalışmasına rağmen eğitimlerini yabancı dillerde değil, ulusal dilde yapmalarıdır.

Yabancı dilde eğitim yapan orta öğretim kurumları bir yana, üniversitelerde yabancı dillerde öğretimin dillere göre oranlarına bakıldığında 2005 yılında şöyle bir tablo ortaya çıkmıştır: On üç üniversitede İngilizce, bir üniversite Fransızca öğretim yapılmaktadır. Ek olarak bazı üniversitelerin bazı fakülte ve yüksekokullarında da yabancı dillerde öğretim yapıldığı görülmektedir. Yüz on üç fakülte ve yüksekokulda İngilizce, ikişer fakülte de Fransızca ve Almanca öğretim sürdürülmektedir (Akalın 2004: 44). İngilizcenin ezici ağırlığı dikkati çekmektedir. Bir başka açıdan ise tamamen Batılı dillerde öğretim yapılmakta, İngilizceye bağımlı olunmakta, dünyanın kalan kısmı görülmemekte (Çınar 2006: 34), dolayısıyla diğer kültürlerle bağlantı kurulamamaktadır.

Yabancı dil (İngilizce) takıntısı üniversitelerdeki akademik yükselmelerde de kendini göstermektedir. Yabancı dil baraj hâline getirilmiştir. Lisansüstü çalışmalar için bilim aşkı, düşünebilme, yaratıcılık değil, yabancı dil; hatta İngiliz kültürüne hâkimiyet ölçülmektedir. KPDS ya da ÜDS gibi sınavlar sanki yabancı dil becerisini ölçmekten çok, kolej eğitimi almamış (Batı’ya dönükleşmemiş diye de anlaşılabilir) olanların sisteme girmesini ve yükselmesini önlemeye yönelik bir işlev görmektedir.

Sömürgelerde yabancı dil, sosyal tabakalaşmanın bir mekanizması hâline gelir. Bir Avrupa dilini kullanabilenler, meslekî sektöre ve modern iş dünyasına girebilir; bundan yoksun olanlar ise daha üst mevkilerden mahrum edilirler (Altbach 1991: 155). Böylece yabancı dil, egemenin iktidar üzerindeki tekelini korumasına yardımcı olur.

Ülkede bilimsel bilgi üretimi bile âdeta yabancılar için yapılmaktadır. Yabancı dille (İngilizce) öğretim yapan üniversite ve fakültelerde yapılan bilim uzmanlığı ve doktora tezleri başta olmak üzere, neredeyse bütün yayınlar yabancı dilde yazılmakta, Türkçe bilen okur için değil, yabancılar için bilgi sağlanmaktadır. Ülkemizin kaynaklarıyla üretilen bilginin bu ülkede yaygın olarak dağıtılamaması ve kullanılamaması düşündürücüdür. Eğitimin yabancı dilde olmadığı üniversitelerde de birçok dalda yükselmek için yabancı dillerde yayın yapma zorunluluğu bulunmaktadır. Genellikle yüksek standartta olan bu yabancı dildeki yayınlar da Türk bilgi kullanıcısına sunulamamaktadır (Çınar 2006: 21). Bu yayınların duplikasyona dönüştürülmeden Türkçe olarak yurt içinde, Türk okuyucusunun kolayca erişebileceği bir merkezde toplanması sağlanmalıdır.

Kaynaklar

Akalın, Şükrü Haluk. 2004. “Ulusal Eğitim-Ulusal Dil İlişkisi” Ulusal Eğitim Kurultayı (20 Aralık 2003) Bildiriler. Ankara: Bağımsızlıkçı Aydınlanmacı Halkçı Eğitim Derneği Yayınları.
Altbach, Philip G. “Üçüncü Dünya İçinde Bilginin Dağıtımı: Yeni-Sömürgecilik Üzerine Bir Durum Araştırması”Sömürgecilik ve Eğitim. (Çev. İbrahim Kalın) İstanbul: İnsan Yayıncılık. 1991. s. 155.
Beykont, Zeynep F. “Amerka’da Eğitim Dili Politikaları ve ‘Öteki’ Diller” Kültür ve İletişim. 5(2) 2002.
Çınar, İkram. 2006 Mankurtlaştırma Süreci. Ankara: Anı Yayıncılık.

Bu yazı Türkçe Yaşam Dergisi. Sayı 1. Nisan-Mayıs 2007’de yayınlanmıştı.

http://www.egitisim.gen.tr/site/arsiv/49-15/258-ikram-ana-dili.html
*

Dünyada anadil ve resmi dil uygulamaları



Demokratik ülkeler, kendi ülkelerinde konuşulan dillere eşitlik sağlıyor, o dilleri koruma altına alıyor ve onları resmi diller haline getiriyorlar. Bugün BM üyesi 194 ülkeden çoğunun, tam 113 ülkenin birden çok resmi dili var. Örneğin Çin Halk Cumhuriyeti’nde 51, Hindistan’da 36, Rusya’da 34 resmi dil bulunuyor. Komşu ülke Irak’ta 4 resmi dil var (Arapça, Kürtçe, Türkmence ve Asurice), İran’da da 8 dil ( Fars, Azeri, Kürt, Luri, Mazandarani, Gilak, Beluci ve Arap dilleri ) anayasal olarak tanınmış durumdadır. ( List official languages by state-Wikipedia ).
İsviçre dışında, çok dilli ülkelerde bir dil genel resmi dil konumundadır. Örneğin, Çin’de Çince, Rusya’da Rusça, Hindistan ve Pakistan’da da İngilizce genel resmi dildir. Diğerleri genel resmi dil ile birlikte, ikinci ya da bölgesel resmi dil durumundalar. Örneğin Rusça, Rusya Federasyonunun tümünde, Tatarca ise Tataristan Cumhuriyeti’nde Rusça ile birlikte resmi dil işlevi taşıyor.
İsviçre’de ise, kanton dili ya da dilleri resmidir, onların üzerinde genel bir resmi dil yoktur. Ancak bir İsviçreli, zorunlu olarak ikinci bir İsviçre dilini –çoğunca Almanca ya da Fransızca’ yı- okulda öğrenmektedir.Bu bakımdan kendi aralarında anlaşma zorluğu söz konusu değildir.
Türkiye’de, Türkçe dışında bir resmi dil talebi zaten yoktur. Herkes Türkçe öğrenmeye devam edecektir . Başka bir dil kabul edilse bile Türkçe genel resmi dil olma özelliğini koruyacaktır. Dolayısıyla bölünme paranoyaları dayanaksızdır.
Bir ulusun ya da topluluğun anadilinde eğitim görme talebi tartışmasız demokratik bir haktır. Bu hak, kuşkusuz değişik biçimlerde kullanılabilir. Ancak buna ilişkin karar almada ilgili toplumun görüşü temel olmalıdır. Örneğin talepte bulunacak köy ve diğer yerleşimlerde Çerkesçe devlet okulunda, ilköğretimde daha fazla, orta ve yüksek öğretimde de daha az ders olarak okutulabilir. Bunun kimseye zararı olmaz. Özel kurs ve benzeri öneriler ise, aldatmacadan öteye bir anlam taşımaz.
SONUÇ :
Çin‘ de 51 dil, Hindistan’ da 36 dil, İran’ da 8 dil, Irak’ da 4 dil, İtalya’ da 11 dil, Filipinler’ de 17 dil, Rusya’ da 34 dil, Güney Afrika’ da 11 dil, İspanya’ da 5 dil, İngiltere’ de 10 dil, ABD’ de 8 dil olmak üzere toplam 113 ülkede birden çok resmi ya da bölgesel olarak tanınmış dil vardır. Tek dil kullanıldığı iddia edilen Fransa’da ise Fransızca dışındaki diller, talep olması durumunda yerel yönetimlerce devlet okullarında okutulmaktadır. Bu nedenle 113 ülke bölünmüş mü oluyor ?
Elbette Hayır.
Uzlaşma kültürünü ve demokrasiyi içselleştirmek bölünmeyi değil daha fazla bütünleşmeyi sağlayacaktır. Bunun en güzel örneklerinden biri Mandela ve Güney Afrika Cumhuriyetidir. Onca kutuplaşma ve çatışmadan sonra Mandela’ nın uzlaşmayı ve barışı sağladığı Güney Afrika’da ırklar ve halklar çatışmadan ve bölünmeden, 11 resmi dilleri, beyazı, siyahı ve melezi ile gayet güzel geçiniyorlar. Ama bölünmüyorlar.
http://blog.milliyet.com.tr/dunyada-anadil-ve-resmi-dil-uygulamalari/Blog/?BlogNo=268861
*

İlgili yazılardan:




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder